<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Tillom.com &#124; Tillo&#039;ya Dair</title>
	<atom:link href="http://tillom.com/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://tillom.com</link>
	<description>Tillo&#039;nun Sanal Adresi</description>
	<lastBuildDate>Sun, 13 Nov 2011 16:22:24 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	
		<item>
		<title>Ve güneş yeniden İsmail Fakirullah&#8217;ın başucuna doğdu</title>
		<link>http://tillom.com/tillo-tanitim/ve-gunes-yeniden-ismail-fakirullahin-basucuna-dogdu.html</link>
		<comments>http://tillom.com/tillo-tanitim/ve-gunes-yeniden-ismail-fakirullahin-basucuna-dogdu.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 13 Nov 2011 16:21:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Labilo</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tillo Tanıtım]]></category>
		<category><![CDATA[ibrahim hakkı ışık hadisesi]]></category>
		<category><![CDATA[ışık hadisesi izle]]></category>
		<category><![CDATA[ışık hadisesi videoları]]></category>
		<category><![CDATA[kaletul ustad]]></category>
		<category><![CDATA[kaletul ustad ışık]]></category>
		<category><![CDATA[molla burhan]]></category>
		<category><![CDATA[tillo]]></category>
		<category><![CDATA[tillo ışık hadisesi]]></category>
		<category><![CDATA[tillo ışık hadisesi izle]]></category>
		<category><![CDATA[tillo kale]]></category>
		<category><![CDATA[tillo nerde]]></category>
		<category><![CDATA[tillolular]]></category>
		<category><![CDATA[tilloya nasıl gidilir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tillom.com/?p=327</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Tillo Bilim ve Kültür Etkinlikleri&#8221; dahilinde düzenlenen sempozyumda tebliğlerimizi sunmak ve etkinliklere katılmak üzere 22-25 Eylül tarihleri arasında valiliğin davetlisi olarak Siirt&#8217;teydik. Program; İbrahim Hakkı Erzurumî&#8217;nin, hocası İsmail Fakirullah Tillovî için 1730&#8242;larda ihdas ettiği ışık sisteminin yeniden işlev kazanmasına şahit olmak ve bu olayı kutlamak üzere düzenlenmişti. Altı aydır devam eden çalışmalar nihayet sonuç vermiş; [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&#8220;Tillo Bilim ve Kültür Etkinlikleri&#8221; dahilinde düzenlenen sempozyumda tebliğlerimizi sunmak ve etkinliklere katılmak üzere 22-25 Eylül tarihleri arasında valiliğin davetlisi olarak Siirt&#8217;teydik.<span id="more-327"></span></p>
<p>Program; İbrahim Hakkı Erzurumî&#8217;nin, hocası İsmail Fakirullah Tillovî için 1730&#8242;larda ihdas ettiği ışık sisteminin yeniden işlev kazanmasına şahit olmak ve bu olayı kutlamak üzere düzenlenmişti. Altı aydır devam eden çalışmalar nihayet sonuç vermiş; sistem, bilim erbabının meşakkatli mesaileri sonucunda ihya edilmişti. 22 Eylül&#8217;deki &#8220;İbrahim Hakkı&#8221; ve &#8220;Sultan Memduh&#8221; sempozyumunun ertesi günü, derin bir heyecan ve coşkuyla sabah beşte Tillo&#8217;daydık. Olaya şehadet eden herkes, tarihî bir an yaşandığına müdrikti. Yağmurlu bir güne rastlayan 21 Mart&#8217;ta güneş ışınlarının sadece 26 saniye görünmesi ve birkaç poz resim çekilmesinin ardından sistemin çalışma prensipleri keşfedilmişti. Ekibin bu altı aylık zaman zarfında birkaç kez lazer ve teleskopla yaptığı başarılı denemeler, ilk defa 23 Eylül&#8217;de kainatın doğal laboratuvarında sınanacak ve bir bakıma gerçekle yüzleşilecekti. Zihinlerdeki yegâne endişe, havanın bulutlanarak, 21 Mart&#8217;ta olduğu gibi güneşin kendini naza çekebilecek olmasıydı. Saat altıya doğru bütün gözler gündoğumuna ayarlanmış, dikkat ve heyecanlar ise meydana kurulan dev ekrana kilitlenmişti. Nihayet gece ve gündüzün eşitlendiği, güneş ışınlarının ekvatora dik konuma geldiği cuma gününün seherinde saat 06.20&#8242;de, elli yıl aradan sonra güneşin yeniden İsmail Fakirullah&#8217;ın başucuna doğuşuna anbean şahit olduk. Fakirullah&#8217;ın başına bir hilal gibi yavaş yavaş sokulan günün ilk munis ışıkları, sonunda sarığın bütününü âteşin bir hale gibi kuşatırken aynı anda gönüllerimize yansıyor, birer manâ üstadı olan hoca ve talebe manevi iklimimizi bir kez daha aydınlatıyorlardı.</p>
<p>&#8220;Işık hadisesi&#8221; nedir?</p>
<p>Sadece planlama değil, bir muhabbet, hürmet, vefa zirvesi; bir madde-manâ terkibi olan ışık düzeneği, ahirete irtihal eden hocasına duyduğu hasretle, tabiattan önce İbrahim Hakkı&#8217;nın manevi dünyasında kurulmuştur: &#8220;Yeni yılda doğan güneş, ilk olarak hocamın başucunu aydınlatmazsa ben o güneşi neyleyim&#8221;. Bu ulvi niyet ve bilimsel birikim üzerine inşa ettiği türbenin hemen yanı başına on metre yüksekliğinde bir de kule yapmıştır. Türbenin yaklaşık 3 km uzağına maharetli elleriyle harçsız bir duvar örmüştür. Kala&#8217;tül üstad denilen bu duvarda, çeyrek metrekare kadar bir pencere açmış ve burayı nişangâh olarak kullanmıştır. 21 Mart ve 23 Eylül tarihlerinde, sevgili hocasının başucu ve kademiyle aynı doğrultudaki kule ve kaleyle hizalanan güneş, mezkûr pencereden geliyormuş gibi önce kuleye uğramakta, orada kırılarak türbenin penceresinden içeri dolmakta, ziyaret edercesine birkaç dakika boyunca Fakirullah Hazretleri&#8217;nin başucunda kalmaktadır. Yılda iki kez güneşin ilk ışıklarını hocasına armağan eden İbrahim Hakkı, nesillere de hoca-talebe, ilim-maneviyat ilişkisinin mükemmel bir örneğini armağan etmiştir. Elli yıl önceki restorasyon sırasında bozulan hassas düzenek, geçen zaman içinde bütün çabalara rağmen onarılamamış, nihayet 23 Eylül 2011&#8242;de fizikî ve manevi fonksiyonunu yeniden ifa etmeye başlamıştır.</p>
<p>Çağına göre bir optik ve gözlem şahikası olarak ışık hadisesinin analizi bizi doğrudan, mucidinin astronomi, geometri, mimari, matematik gibi pozitif bilimlerle üst derecede alâkasına götürür. Bu alâkanın en sahih izlerini, İbrahim Hakkı&#8217;nın çok yönlü şahsiyetinin somut bir terennümü olarak Marifetname&#8217;den takip edebiliriz.</p>
<p>Marifetname&#8217;yi emsallerinden farklı kılan unsur da zaten, onun bütüncül şahsiyet yapısının esere yansıyan bu izdüşümüdür. Müellifinin; anatomi, astronomi, kozmoloji, tıp, geometri, coğrafya gibi bilimlerle iştigali; eserinin de zülcenaheyn olarak kanat açmasına; pozitif ilimlere, dinî, tasavvufî, ahlâki öğretiyle aynı ağırlıkta yer verilmesine yol açmıştır. Fakat Marifetname&#8217;de; vahyi ve vahiy temelli ahlâki/manevi değerlerin beşerî etkisini, laboratuvarın ve iktisadî aklın denklemlerinde buharlaştırmayı deneyen materyalist pozitivizmin tam zıddı bir yaklaşım sergilenir. Burada bilimsel faaliyet amaç değil, manânın ve manevi değerlerin kaynağı olarak vahye ve vahyin sahibine ulaşmada bir araçtır. Dolayısıyla aracın amaç kılındığı her durumda kaçınılmaz olarak ortaya çıkan ideal kaybına da, anlam kaymasına da uğramamıştır. Onun gökyüzüyle, yeryüzüyle, tabiatla, kâinatla, insanla olanca meşakkatli tecessüs ve taliminin altında yatan tek saik, Marifetullah&#8217;a ulaşmaktır. Kâinatın ve insanın yaratılış sırlarının çözülmesini salt ilmî bir gayeden çıkararak, Yaratıcı&#8217;yı tanıma gibi aslî bir dinî gayeye aracı kılan İbrahim Hakkı, haklı şöhretini tam da bu noktada kazanmıştır. Günümüzde Marifetname hâlâ hararetle okunuyor, her geçen gün yeni bir baskısı yapılıyor, yeni bir dile çevriliyorsa, bu durum orijinal bilimsel muhtevası kadar, her dem taze ve cari manevi muhtevasındandır. Yunus&#8217;un deyişi, pek çok emsali gibi İbrahim Hakkı&#8217;nın da vasfıdır: &#8220;Her dem yeni doğarız, bizden kim usanası&#8221;.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Marifetname&#8217;nin bütünü, marifet bilgisine sahip olmanın en temel şartı olarak Allah&#8217;ı bilmenin ve bu bilincin insanda uyanabilmesi için gerekli batınî/manevi ve dış/maddi şartların arayış tecrübesidir. Bütün ahlâki temrinler, manevi prensipler, ilmî malumat, şiir, hatırat hepsi Allah&#8217;ı tanımada muhabbet tezgâhından geçmiş birer vasıtadır. İbrahim Hakkı&#8217;nın, zamanın ve mekânın dar sınırlarını aşarak gökyüzünün ışıklı dehlizlerini, yıldızlarını, burçlarını Tillo&#8217;nun sokakları gibi bilmesi işte sadece bu sebeptendir: &#8220;Ey dîde nedir uyku gel uyan gecelerde/Kevkeblerin et seyrini seyrân gecelerde&#8221; diye yakarmakla birlikte, gözlerinden asıl muradı şudur: &#8220;Bak hey&#8217;eti âlemde bu hikmetleri seyr et/Bul saniini ol ona hayran gecelerde&#8221;</p>
<p>Saniini bulan ve ona hayran olan insan, artık, bir insan-ı kâmil adayı olan &#8220;hazret-i insan&#8221;dır. Kemal sürecinde ona düşen ise, ahlâk-ı zemimeden arınarak, ahlâk-ı hamideye talip olmaktır. Seyr-ü sülukun usulü aşksa, esası bu ahlâki temrindir. Çünkü Muhabbetullah aynası ancak bu şekilde sırlanabilir: &#8220;Vech-i Hakk&#8217;a âyinesin sen özünü bir hoş gözet/Men arefe sırrındaki maden senin kânındadır&#8221;</p>
<p>Görüldüğü gibi devrevi şekilde sarmallanan Marifetullah, Muhabbetullah, marifetun&#8217;nefs, marifetul&#8217;ilm nihai noktada; marifete ulaşma gayesi etrafında birleşir, buluşurlar.</p>
<p>&#8220;Değişerek devam etmek, devam ederek değişmek&#8221;</p>
<p>Bir sadakat ve hendese harikası olarak ışık düzeneğinin ihyasıyla İbrahim Hakkı&#8217;ya gecikmiş de olsa, teşekkür etmiş olduk. &#8220;Değişerek devam etmek, devam ederek değişmek&#8221; kararlılığının tezahürü olarak böyle bir şükran; kadirşinaslık, vefa, kıvanç gibi duygusal boyutlarının yanında irfani bir davranıştır da. Çünkü tarihinde olup biteni tesbit ve takdir etmek, hakkını vermek; toplumların ortak tasavvur ve tahayyül ufuklarını açarak, geçmişten gelecek için ivme devşirmelerine, kendilerine olan güven duygusunun tazelenmesine vesile olur. Bu durum yerel olduğu kadar; bu tür değerlerin dünyanın gündemine sunulmasında kayda değer global bir imkân teşkil eder. Zenginliği, gelişmeyi ve ilerlemeyi sadece maddi boyuta indirgeyerek, manevi zenginliği ve şahsiyet tekâmülünü ihmal, değerler manzumesini toptan iptal eden insanlığa; madde ve manânın, fizik ve metafiziğin, bilim ve sezginin bir 18. yüzyıl döneminde nasıl mezcedildiğini gösterememek ise, ancak &#8220;yaralı bilinç&#8221; sendromuyla nitelenebilir. Dolayısıyla bu etkinlik; korumaya değil yıkıp bozmaya, ümrana değil imhaya meyleden bir milletin makûs talihinde dönüm noktası teşkil edecek önemde bir işarettir. Kadim bir anlam katmanını geleceğe hünerle açan Siirt Valisi Sayın Musa Çolak ve ekibine; Başkent Üniversitesi&#8217;nden Prof. Dr. Cengiz Işık (arkeolog) başkanlığında, TÜBİTAK Ulusal Gözlemevi&#8217;nden Prof. Dr. Zeki Eker, Dr. Tuncay Özışık, İstanbul Üniversitesi&#8217;nden Prof. Dr. Adnan Ökten, Doç. Dr. Tansel Ak, Akdeniz Üniversitesi&#8217;nden Yrd. Doç. Dr. Mustafa Helvacı (astrofizik), Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi&#8217;nden Doç. Dr. Oğuz Özer (mimar)&#8217;den müteşekkil bilim heyetine, teknik elemanlar Hüsamettin Akkurt ve Başak Özışık&#8217;a; elbette bu manevi kültürün kadirşinas vârisleri olarak Siirt halkına teşekkürlerimizi kayda geçirmek tarihî bir borçtur.</p>
<p>Sözü dua ile bitirelim. Taşı toprağı ulema olan bu kültürel coğrafyada Marifetullah&#8217;ın yeniden tesisiyle; adavetin muhabbete, firkatin ülfete rücû etmesini, manevi ışıkların kalplere zuhuruna mani olan kin, husûmet ve zulmet perdelerinin, güneş önündeki buzullar gibi erimesini maneviyatın ruhaniyeti önünde acilen niyaz edelim.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Dr. Selma KARIŞMAN Sosyolog-Yazar   &#8211;   16.10.2011 / Zaman Gazetesi</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tillom.com/tillo-tanitim/ve-gunes-yeniden-ismail-fakirullahin-basucuna-dogdu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Marifetname</title>
		<link>http://tillom.com/genel/marifetname.html</link>
		<comments>http://tillom.com/genel/marifetname.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 13 Nov 2011 15:58:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Labilo</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[ibrahim hakkı]]></category>
		<category><![CDATA[ibrahim hakkı marifetname]]></category>
		<category><![CDATA[ışık hadisesi]]></category>
		<category><![CDATA[marifetname]]></category>
		<category><![CDATA[marifetname içeriği]]></category>
		<category><![CDATA[marifetname kim yazmıştır]]></category>
		<category><![CDATA[marifetname oku]]></category>
		<category><![CDATA[tillo]]></category>
		<category><![CDATA[tillo hakında]]></category>
		<category><![CDATA[tillo marifetname]]></category>
		<category><![CDATA[tillolular]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tillom.com/?p=306</guid>
		<description><![CDATA[18.yüzyılda yaşamış ünlü düşünür ve ilim adamı Erzurumlu İbrahim Hakkı’nın yetiştiği ekol eski tabirle ‘zül cenaheyn’ günümüz Türkçesi ile ‘çift kanatlı’ olarak nitelenir. Kanatların biri pozitif bilimleri temsil ederken diğeri teolojik disiplini simgeler. Astronomi ve astroloji doğu kültürlerindeki en eski bilimsel uğraşılardandır. Batıda Helen uygarlığının taşıdığı bilimler bayrağını, doğuda kadim  Çin, Hind, Mısır ve İran [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>18.yüzyılda yaşamış ünlü düşünür ve ilim adamı Erzurumlu İbrahim Hakkı’nın yetiştiği ekol eski tabirle ‘zül cenaheyn’ günümüz Türkçesi ile ‘çift kanatlı’ olarak nitelenir. Kanatların biri pozitif bilimleri temsil ederken diğeri teolojik disiplini simgeler.<span id="more-306"></span></p>
<p style="text-align: left;"><a href="http://tillom.com/wp-content/uploads/2011/11/70_1929Marifetname_1.jpg"><br />
</a>Astronomi ve astroloji doğu kültürlerindeki en eski bilimsel uğraşılardandır. Batıda Helen uygarlığının taşıdığı bilimler bayrağını, doğuda kadim</p>
<p style="text-align: left;"> Çin, Hind, Mısır ve İran medeniyetleri taşıdı. Tarihi kaynaklar bu uygarlıkların astronomi ile ilgili çalışmalarına ilişkin yüzlerce rivayet aktarmıştır. Aslında doğuda astronomi Asur, Babil ve Sümerler’e kadar geriye götürülebilir. Bilimler tarihinde özel ve önemli yerleri olan Müslüman bilginler ise 9.yüzyıl başlarından itibaren astronomi ile yoğun olarak ilgilenmeye başladı. Hindistan’da Jaipur’da kurulan devasa rasathaneler, Meraga, Semerkand ve Reyy rasathaneleri ile İstanbul’da Osmanlılar döneminde kurulan Ali Kuşçu ve Takiyyüddin gibi meşhur astronomların çalıştığı İstanbul Rasathanesi doğu kültür coğrafyasının en önemli astronomi kurumları oldu. İslam’da var olan ibadetlerin büyük bir kısmının yerine getirilebilmesi doğru zamana bağlı olması, astronomiye verilen büyük önemin en temel nedeni oldu. Müslüman astronomlar kendilerinden önce yapılan çalışmalara Yunanca ve Süryanice kaynaklarla ulaştılar ve mevcut birikimin sahiplerinin isimlerini örtmeden bu birikimi daha ileriye taşımayı hedeflediler. Günümüz bilim tarihçileri, Avrupa’da Rönesans ile birlikte ortaya çıkan bilimsel aydınlanma ve gelişme sürecinin ana beslenme kaynaklarının Endülüs’te yaklaşık 800 ve Sicilya’da da 400 yıl süren İslam kültür iklimi olduğu konusunda hem fikir.</p>
<p><img class="size-full wp-image-310 alignright" style="border-style: initial; border-color: initial;" title="70_1929Marifetname_1" src="http://tillom.com/wp-content/uploads/2011/11/70_1929Marifetname_1.jpg" alt="" width="360" height="240" /></p>
<p>Meşhur Astronomlar<br />
Bilimler tarihini incelediğimizde isimleri altın harflerle yazılmış ve bugün eli kalem tutan herkesin manen borçlu olduğu çok değerli astronomların yetiştiğini görürüz. Bu bilginler aslında sadece birer astronom olmanın ötesinde, tıp, matematik ve farklı disiplinlerde de uzmandılar. Ünlü matematikçi Nasreddin Tûsi, büyük tıp bilgini İbn-i Sina, kelâm alimi Fahreddin Razi, Sühreverdi, Ahmed ibn üs Serrac, el-Biruni, Cemaleddin el-Mardini gibi bilim insanları aynı zamanda büyük birer astronomdular.</p>
<p>Önemli Ölçümler<br />
Doğunun bu büyük astronomları çalışmalarında çok önemli hesaplamalar ve ölçümler gerçekleştirdiler. Abbasi halifesi el-Memun döneminde bugünkü Irak ve Suriye’de gerçekleştirilen ölçümlerle ekvatorun ve boylamların uzunlukları hesaplandı. Hint Okyanusu’nda ticaretle uğraşan gemiciler geliştirdikleri pusulalarla uzaklıkları ve yönleri ayrıntılı biçimde hesaplamayı başardılar. Meraga Rasathanesi’nde yıldızların enlem ve boylamların ölçümü yapıldı. Tüm bu ölçümlerin yapımı için bugün dünyanın çeşitli müzelerinde sergilenmek olan hassas ölçüm aletleri geliştirildi. Usturlablar, rubu cetvelleri dönemlerinin en gelişmiş astronomik ölçüm cihazlarıydı.</p>
<p><a href="http://tillom.com/wp-content/uploads/2011/11/70_1929Marifetname_6.jpg"><img class="size-medium wp-image-314 alignleft" title="70_1929Marifetname_6" src="http://tillom.com/wp-content/uploads/2011/11/70_1929Marifetname_6-300x200.jpg" alt="" width="300" height="200" /></a>Marifetname ve Astronomi<br />
Astronomi konusunda 18. yüzyıl Anadolu’sunda karşılaşılan en belirgin isim büyük bilgin Erzurum’lu İbrahim Hakkı ve O’nun değerli eseri Marifetname’dir. Tıp, kozmoğrafya, matematik alanlarında da çalışmalar içeren Marifetname’de dönemin önemli astronomik bilgileri yer alır. Erzurumlu İbrahim Hakkı çalışmalarını daha çok Tillo adıyla tanınan Siirt’in Aydınlar İlçesi’nde gerçekleştirdi. Kelime anlamı ‘yüksek yer’, ‘yüksek ruhların yeri’ anlamına gelen Tillo’yu merkez kabul ederek hazırladığı enlem ve boylamları gösteren dünya küresi döneminin önemli astronomi çalışmaları arasında yer alır. İbrahim Hakkı, birçok alanda kendisini yetiştiren hocası ve Tillo’daki okulunun da rektörü olan Tillo’lu Şeyh İsmail Fakirullah’a olan bağlılığını da astronomik bir düzenekle ifade etmiştir. Bu sistem her sene ekinoks günlerinde günün ilk ışıklarını İsmail Fakirullah’ın ebedi istirahatgâhına düşüren ışığın odaklanması ve kırılması prensipleri ile çalışıyordu. Marifetname’de yer verilen güneş ve ay tutulmalarını, yıldızların ve gezegenlerin dağılımını gösteren şemalar eseri oldukça zengin ve ilginç kılıyor. Bugün bir zamanların en önemli astronomi ve gökbilim çalışmalarının yapılıp üretildiği Tillo’da bir gözlem evi ve astronomi enstitüsü görmek en büyük arzumuz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="http://tillom.com/wp-content/uploads/2011/11/70_1929Marifetname_10.jpg"><img class="size-thumbnail wp-image-318 alignnone" title="70_1929Marifetname_10" src="http://tillom.com/wp-content/uploads/2011/11/70_1929Marifetname_10-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" /> </a><a href="http://tillom.com/wp-content/uploads/2011/11/70_1929Marifetname_11.jpg"><img class="size-thumbnail wp-image-319 alignnone" title="70_1929Marifetname_11" src="http://tillom.com/wp-content/uploads/2011/11/70_1929Marifetname_11-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" /></a> <a href="http://tillom.com/wp-content/uploads/2011/11/70_1929Marifetname_9.jpg"><img class="size-thumbnail wp-image-317 alignnone" title="70_1929Marifetname_9" src="http://tillom.com/wp-content/uploads/2011/11/70_1929Marifetname_9-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" /></a> <a href="http://tillom.com/wp-content/uploads/2011/11/70_1929Marifetname_8.jpg"><img class="alignnone size-thumbnail wp-image-316" title="70_1929Marifetname_8" src="http://tillom.com/wp-content/uploads/2011/11/70_1929Marifetname_8-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" /></a> <a href="http://tillom.com/wp-content/uploads/2011/11/70_1929Marifetname_7.jpg"><img class="alignnone size-thumbnail wp-image-315" title="70_1929Marifetname_7" src="http://tillom.com/wp-content/uploads/2011/11/70_1929Marifetname_7-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" /></a> <a href="http://tillom.com/wp-content/uploads/2011/11/70_1929Marifetname_4.jpg"><img class="alignnone size-thumbnail wp-image-313" title="70_1929Marifetname_4" src="http://tillom.com/wp-content/uploads/2011/11/70_1929Marifetname_4-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" /></a> <a href="http://tillom.com/wp-content/uploads/2011/11/70_1929Marifetname_3.jpg"><img class="alignnone size-thumbnail wp-image-312" title="70_1929Marifetname_3" src="http://tillom.com/wp-content/uploads/2011/11/70_1929Marifetname_3-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" /></a> <a href="http://tillom.com/wp-content/uploads/2011/11/70_1929Marifetname_2.jpg"><img class="alignnone size-thumbnail wp-image-311" title="70_1929Marifetname_2" src="http://tillom.com/wp-content/uploads/2011/11/70_1929Marifetname_2-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" /></a> <a href="http://tillom.com/wp-content/uploads/2011/11/70_1929Marifetname_1.jpg"><img class="alignnone size-thumbnail wp-image-310" title="70_1929Marifetname_1" src="http://tillom.com/wp-content/uploads/2011/11/70_1929Marifetname_1-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" /></a></p>
<p>Kaynak: <a href="http://www.turkishairlines.com/tr-TR/skylife/2010/haziran/makaleler/marifetname.aspx" target="_blank">THY SKYLİFE</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tillom.com/genel/marifetname.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>M. Taha Gültekin (Hafız Taha)</title>
		<link>http://tillom.com/tillo-tanitim/m-taha-gultekin-hafiz-taha.html</link>
		<comments>http://tillom.com/tillo-tanitim/m-taha-gultekin-hafiz-taha.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 21 Jul 2011 21:47:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Labilo</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tillo Tanıtım]]></category>
		<category><![CDATA[hafız taha]]></category>
		<category><![CDATA[hafız taha gültekin]]></category>
		<category><![CDATA[hafız taha ilahiler]]></category>
		<category><![CDATA[hafız taha kasideler]]></category>
		<category><![CDATA[hafız taha tillo]]></category>
		<category><![CDATA[taha gültekin]]></category>
		<category><![CDATA[tillo hafız taha]]></category>
		<category><![CDATA[tillolu hafız taha]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tillom.com/?p=287</guid>
		<description><![CDATA[Adım Muhammed Taha Gültekin. Tillo’da ve Türkiye’de “Hafız Taha Hoca” olarak bilinirim. 1938 Tillo doğumluyum. Küçük yaşlarda Kur’ân-ı Kerim okumayı öğrenerek 11-12 yaşlarında Cenâb-ı Allah’ın inayetiyle Kur’ân-ı Azimüşşan’ı ezberleme şerefine nâil oldum. Bize kendinizi tanıtır mısınız? Adım Muhammed Taha Gültekin. Tillo’da ve Türkiye’de “Hafız Taha Hoca” olarak bilinirim. 1938 Tillo doğumluyum. Küçük yaşlarda Kur’ân-ı Kerim [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Adım Muhammed Taha Gültekin. Tillo’da ve Türkiye’de “Hafız Taha Hoca” olarak bilinirim. 1938 Tillo doğumluyum. Küçük yaşlarda Kur’ân-ı Kerim okumayı öğrenerek 11-12 yaşlarında Cenâb-ı Allah’ın inayetiyle Kur’ân-ı Azimüşşan’ı ezberleme şerefine nâil oldum.<span id="more-287"></span></strong></p>
<div align="justify">
<p>Bize kendinizi tanıtır mısınız?</p>
<p>Adım Muhammed Taha Gültekin. Tillo’da ve Türkiye’de “Hafız Taha Hoca” olarak bilinirim. 1938 Tillo doğumluyum. Küçük yaşlarda Kur’ân-ı Kerim okumayı öğrenerek 11-12 yaşlarında Cenâb-ı Allah’ın inayetiyle Kur’ân-ı Azimüşşan’ı ezberleme şerefine nâil oldum. Siirt ve Tillo’da çok hizmeti geçen bir zat olan Molla Halil Toprak Hocamın yanında hıfzımı tamamladım. Akabinde adı geçen zatın oğlu rahmetli Molla Muhammed Hocamın yanında Sarf ve Nahiv ilimlerini tahsil ettim. 1961 yılına kadar devam ettim ve aynı yıl askere gittim. 2 sene askerlik vazifesini yaptıktan sonra Ulu Cami İmamı muhterem hocam Molla Bedreddin Sancar’ın yanında ilim tahsiline devam ettim. Yanında ilim tahsil ederken müezzin olarak Tillo Ulu Camii’ne atamam yapıldı. Gerek askerlik yaparken gerek daha sonra Bediüzzaman Hazretlerinin talebeleriyle görüşme imkânı buldum. İlim tahsilini bitirip Molla Bedrettin Sancar Hocamdan icazet aldıktan sonra uzun yıllardan beri talebelere ilim öğretmeye gayret etmekteyim. Cenâb-ı Hakk’ın fazl ve keremiyle 1956’dan beri talebelere Risâle-i Nurları da anlatıyorum. 1981 yılından beri Tillo’da meşhur ve tanınmış büyük zat Sultan Memduh Hazretlerinin Camii’nde imam hatip olarak görev yapmaktayım.</p>
<p>Medrese tahsilinize ilk defa kaç yaşında, nerede başladınız? Kaç yıl sürdü?</p>
<p>Medrese tahsiline 12 yaşında Tillo’da, zikrettiğim Molla Halil ve oğlu Molla Muhammed Hocalarımın yanında başladım. 1961 yılına kadar askere gidinceye dek devam ettim. Askerlikten sonra da yine bahsettiğim gibi Molla Bedrettin Sancar Hocamın yanında şarkta okutulan kitapları okudum.</p>
<p>Tahsiliniz boyunca hangi eserleri okuyup mütalâa ettiniz ve nerelere kadar okudunuz?</p>
<p>Tahsilim boyunca Şark usûlünde okutulan âlet ilimlerini sırasıyla okudum. Molla Bedreddin Hocamın yanında ayrıca Ebdau’l-Beyan adlı kendi telif ettiği tefsiri baştan sona kadar yanında okudum. Fıkıh, Hadis ve Tefsirle alâkalı kitapları da hocamın yanında tahsil ettim. Bu arada Risâle-i Nurları da okuyordum.</p>
<p>Risâle-i Nurlarla ilgili değerlendirmelerinizi anlatır mısınız?</p>
<p>1956’da Ankara’ya gitmiştim. Akrabam olan Üstad Hazretlerinin talebesi olan Sait Özdemir Ağabeyin ziyaretine gittiğimde, bana Üstadın Tarihçe-i Hayat’ını hediye etti. Aşk ve şevk ile okudum. Üstadın muhabbeti iliklerime kadar işleyip muhabbeti kalbime doğdu. O tarihten itibaren Risâle-i Nurları zevkle okumaya devam ediyorum. Hatta hocam Molla Bedrettin Sancar’ın yanında okuyorken, muhterem hocam Risâle-i Nurları ve Üstadı çok sevip takdir ettiğinden, her gece yatsıdan sonra Risâle-i Nur’dan bütün talebelere bir ders okumamı emretmişti. Çünkü Risâle-i Nur’un bereketinin çok olduğunu ve herkesin faydalanması gerektiğini ifade buyuruyordu.</p>
<p>Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri şarkta</p>
<p>doğmuş, şark medreselerinde okumuş, eserleriyle milyonlarca insanın imanının kurtulmasına vesile olmuştur. Böylesine muhteşem bir âlimi anlatır mısınız? Varsa hatıralarınız bizimle paylaşır mısınız?</p>
<p>Üstad Hazretlerini bizim kelimelerimizle anlatmamız çok zor. Ancak şunu söyleyebilirim ki, o kesinlikle vazifelidir. Cenâb-ı Hak onu bu asrın ihtiyacı çok olduğundan vazifelendirmiştir. Ali Ulvi Kurucu Ağabeyin dediği gibi “Milyonların imanını kurtardı cihadın, / Par par yanar imanlı gönüllerdeki yâdın. / İmanlı nesiller seni takip edecektir, / Yıllarca asırlarca peşinden gidecektir” ve yine Denizli kahramanı Hasan Feyzi Ağabeyin dediği gibi “Hele ol nur-u Şerifin kime değmişse eğer, / Küçücük zerre de olsa mah-i tâbân olacak” ve yine “Kab-ı Kavseynden alıp dersimi bildim ki ayan, / O güzel nuru bedi manevî sultan olacak” buyurduğu gibi ben de o kanaatteyim ki Risâle-i Nur bu zamanda yeryüzünde manevî saltanat makamındadır. 54 lisana çevrilmiş ve bütün dünyada okunan bu muhteşem eser ve müellifini ancak Risâle-i Nur’u okuyanlar anlar ve takdir eder.</p>
<p>Cenâb-ı Hakk’a şükürler olsun ki Üstadın yakın talebelerinden rahmetli Tahiri Ağabey, Zübeyir Ağabey, Hulusi Ağabey ve Bayram Ağabeylerle vefatlarından önce defalarca görüşme şerefine nâil oldum. Hayatta olanlardan Abdullah Yeğin Ağabey, Mustafa Sungur Ağabey, Said Özdemir Ağabey, Hüsnü Bayram Ağabey, Ahmet Aytemur Ağabey, Gültekin Sarıgül Ağabey ve yine rahmetli Mustafa Polat Ağabey ve yine kahraman Mehmet Kayalar Ağabey, Van’daki Molla Hamit Ağabey, Molla Resul, Mahmut Allahverdi Ağabey. Bunlarla birlikte defalarca Mehmet Kırkıncı Hoca, rahmetli Osman Demirci Hoca, Nusret Hoca ve daha birçok mübarek Nur Talebeleriyle görüşme imkânım oldu. Ayrıca bir gün Van’a, Üstadın mevlidine iştirak için gittiğimizde mahkemeye sevk edildiğimizde bizim müdafaamızı yapan fedakâr Rahmetli Bekir Berk Ağabeyi de rahmetle anıyorum.</p>
<p>Bu hatırayı da yeri gelmişken anlatayım. Mahkemeye gitmeden bir hafta önce bir yaz günü sabah namazından sonra Fahr-ı Kâinat ve Eşrefü’l-Mahlûkat olan Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmı rüyada görme şerefine nâil oldum. Defalarca yed-i mübarekini öptüm. Rüyada Efendimiz Aleyhissalatu Vesselâma dedim ki: “Ya Rasulallah, bu asırda kendimizi nasıl kurtaracağız ve muhafaza edeceğiz?” Allah Resulü şöyle buyurdu: ”Siz Risâle-i Nur Talebeleri, korkmayınız.” Bu hem benim, hem de Nur Talebeleri için dünya ve içindeki her şeyden daha kıymetli bir müjde ve şerefti. Bu rüyayı kardeşlerime anlatınca çok sevindiler ve rahatladılar. Çoravanis Köyüne mahkemeden sonra giderken bu rüyayı, rahmetli Bekir Berk Ağabey ve diğer kardeşlerime de anlatmıştım.</p>
<p>Yine bir müddet önce rüyada Üstad Hazretlerini görmüştüm. Üstad taht üzerinde yaslanmış oturuyor vaziyette, ben ve Said Özdemir Ağabey de huzurunda ayaktaydık. Said Ağabey bir temenni mahiyetinde “Keşke Üstad evlenseydi ve çocukları olsaydı” deyince; ben hemen araya girdim ve “Üstadın binlerce evlâdı var” dedim. Üstad Hazretleri elini bana doğru uzatarak ”Ne güzel söyledi” buyurdu. Bir müddet sonra bizden ayrılırken bize doğru dönerek, konuşmadan, sadece ellerini kaldırarak, sanki ”Bana duâ edin” der gibiydi. Ben öyle anladım.</p>
<p>Ayrıca Ali Ulvi Kurucu Ağabeyle Medine-i Münevvere’de bir çok kez sohbet etme şerefine nail oldum. Cenâb-ı Hak başta Üstadımız olmak üzere ahirete intikal etmiş bütün ağabeylerimize rahmet etsin, hayatta olanlara da hayırlı ömürler versin.</p>
<p>Risâle-i Nurlar nasıl bir tefsirdir? Risâle-i Nurlar hakkında değerlendirmelerde bulunur musunuz?</p>
<p>Risâle-i Nurlar hakkında en güzel değerlendirme, yine Risâle-i Nurlarda mevcuttur. Tarihçe-i Hayat’tan aynen aktarmak daha muvafık olur kanaatindeyim:</p>
<p>“Kur’ânın hakikatlarını müsbet ilim anlayışına uygun bir tarzda izah ve isbat eden Risâle-i Nur Külliyatı, her insan için en mühim mesele olan ‘Ben neyim? Nereden geliyorum? Nereye gideceğim? Vazifem nedir? Bu mevcudat nereden gelip nereye gidiyorlar? Mahiyet ve hakikatları nedir?’ gibi suallerin cevabını vâzıh ve kat’î bir şekilde, çekici bir üslûb ve güzel bir ifade ile beyan edip ruh ve akılları tenvir ve tatmin ediyor.</p>
<p>“Yirminci asrın Kur’ân felsefesi olan bu eserler, bir taraftan teknik, fen ve san’at olarak maddiyatı, diğer taraftan iman ve ahlâk olarak mâneviyatı câmi ve havi olacak Türk medeniyetinin, sadece maddiyata dayanan sair medeniyetleri geride bırakacağını da isbat ve ilân etmektedir&#8230;</p>
<p>“Risâle-i Nur nasıl bir tefsirdir?</p>
<p>“Tefsir iki kısımdır. Birisi: Malûm tefsirlerdir ki, Kur’ânın ibaresini ve kelime ve cümlelerinin mânâlarını beyan ve izah ve isbat ederler. İkinci kısım tefsir ise: Kur’ânın imanî olan hakikatlarını kuvvetli hüccetlerle beyan ve isbat ve izah etmektir. Bu kısmın çok ehemmiyeti var. Zâhir malûm tefsirler, bu kısmı bazan mücmel bir tarzda dercediyorlar; fakat Risâle-i Nur, doğrudan doğruya bu ikinci kısmı esas tutmuş, emsalsiz bir tarzda muannîd feylesofları da susturan bir mânevî tefsirdir.</p>
<p>“Risâle-i Nur sübjektif nazariye ve mütâlâalardan uzak bir şekilde, her asırda milyonlarca insana rehberlik yapan mukaddes kitabımız olan Kur’ânın hakikatlarını rasyonel ve objektif bir şekilde izah edip insaniyetin istifadesine arz edilen bir külliyattır.</p>
<p>“Risâle-i Nur!.. Kur’ân âyetlerinin nurlu bir tefsiri&#8230; Baştan başa îman ve tevhid hakikatlarıyla müberhen&#8230; Her sınıf halkın anlayışına göre hazırlanmış&#8230; Müsbet ilimlerle mücehhez&#8230; Vesveseli şübhecileri ikna ediyor&#8230; En avamdan en havassa kadar herkese hitap edip, en muannid feylesofları dahi teslime mecbur ediyor&#8230;</p>
<p>“Risâle-i Nur!.. Nurlu bir külliyat&#8230; Yüzotuz eser&#8230; Büyüklü küçüklü risâleler halinde&#8230; Asrın ihtiyaçlarına tam cevap verir&#8230; Aklı ve kalbi tatmin eder&#8230; Kur’ân-ı Kerim’in yirminci asırdaki -lâfzî değil- manevî tefsiri&#8230;”</p>
<p>(Tarihçe-i Hayat, s. 593)</p>
<p>Risâle-i Nurlar ülkemizde olduğu gibi, dış ülkelerde de önemli bir ilgiye mazhar olmaktadır. Bu durumu nasıl yorumluyorsunuz?</p>
<p>Kanaatime göre Risâle-i Nurlara bütün dünya muhtaç. Getirdiği düsturlara gayr-i müslimlerin bile ihtiyacı olduğuna inanıyorum. Çünkü hariç memleketlerden gelen kardeşlerimizden ve sempozyumlarda tebliğlerini sunan konuşmacılardan anladığım; Risâle-i Nurlar bu asra ve bu asrın hastalıklarına adeta bir ilâç gibidir. Gayr-i müslimler dahi Risâle-i Nur eczalarından istifade etmektedirler. Risâle-i Nurların hariç memleketlerde çok alâkaya mazhar olması da bir inayet-i Rabbaniyenin olduğuna işaret etmektedir. Üstad Hazretlerinin ”Evet ümitvâr olunuz. Şu istikbal inkılâbatı içinde en yüksek gür sada İslâm&#8217;ın olacaktır” sözü bana bu inkılâbatın Kur’ân’dan nebeân eden Risâle-i Nurlarla olacağı kanaatini veriyor.</p>
<p>Üstad Hazretleri bir eserinde, “Risâle-i Nur</p>
<p>medreseden çıkmış, ilim içinde hakikate yol açmış, hakikî sahipleri ve taraftarları medreseden çıkan hocalar olduğuna binaen&#8230;” demektedir. Üstad’ın bu sözü muvacehesinde bir değerlendirme yapar mısınız?</p>
<p>Eskiden dinle ilgili şüpheler ilim ve fenden gelmiyordu, belki bazı kalbî hastalıklar ve za’f-ı diyanet vardı. Ancak bu zamanda şüpheler ve dine karşı yapılan saldırılar ilim ve fenden gelmektedir. İşte bu saldırılara karşı; Risâle-i Nurlarda bulunan ilmî ve kat’î deliller ile bütün şüphe ve vesveseler izale edilip, ispat yoluna gidildiğinden itiraza kalkışılamıyor. Dolayısıyla Risâle-i Nurlar ilim içinde hakikate yol açtıklarından; elbette ilim konusunda medrese hocaları daha liyakatlı olduklarından hakikî sahipleri onlar olsa gerek kanaatindeyim.</p>
<p>Yine Risâle-i Nur’da yer alan şu tesbit konuya açıklık getirmesi açısından manidardır:</p>
<p>“Üstad, Risâle-i Nur Küliyatı’nda dinî, içtimaî, ahlâkî, edebî, hukukî, felsefî ve tasavvufî en mühim mevzulara temas etmiş ve hepsinde de harikulâde bir surette muvaffak olmuştur.</p>
<p>“İşin asıl hayret veren noktası, birçok ulemanın tehlikeli yollara saptıkları en çetin mevzuları gayet açık bir şekilde ve en kat’î bir sûrette hallettiği gibi, en girdaplı derinliklerden, Ehl-i Sünnet ve Cemaatin tuttuğu nurlu yolu takip ederek sâhil-i selâmete çıkmış ve eserlerini okuyanları da öylece çıkarmıştır.”</p>
<p>Medrese hocaları ile alâkalı bu değerlendirmelerin yanı sıra, ehl-i mektebin Risâle-i Nur karşısındaki duruşuyla ilgili değerlendirmeleriniz nelerdir?</p>
<p>Evet Risâle-i Nurlar Kur’ân’dan süzülmüş hakikatler olduğu için onlara Kur’ân’ın malı nazarıyla bakmak lâzım. Binâenaleyh bu asrın anlayışına uygun olarak telif edilen bu elmas liyakatindeki hakikatlere medrese hocalarının yanı sıra ehl-i mektebin de sahiplendiğini görüyoruz. Risâle-i Nur, yirminci asrın ilim ve fen seviyesine uygun müsbet bir metodla akla ve kalbe hitap ederek iknâ ve ispat yoluyla gittiği için ehl-i mektep için bulunmaz bir nimettir.</p>
<p>Tarihçe-i Hayat’ta geçen bazı mektuplardan anlaşılacağı üzere, Said Nursî, bir zamanlar felsefe mesleğinde çok ileri gitmiş, sonra Kur’ân-ı Hakîm’in irşadıyla, hak ve hakîkate erişmiş ve bu zamanda fen ve felsefe ile iştigal edip şek ve şüphelere maruz kalanları aklî delillerle şüphelerden kurtaracak eserler telif etmiştir. Risâle-i Nur’un yolu, mesleği, bu zamandaki hayat şartlarına, insanların ahvâl-i rûhiyelerine göre en selâmetli, en kısa ve umûmi bir cadde-i Kur’ân’dır; serapa ilim ve tefekkür üzerine gitmektedir. İçtimâî hayatta çeşitli hizmetler gören fertlerin istifadesi büyüktür.</p>
<p>Son olarak söylemek istediğiniz bir şey var mı?</p>
<p>Yine Risâle-i Nur’dan konuşalım:</p>
<p>“Risâle-i Nur’u okuyan ve ondan ders alarak tefekkür-ü îmaniyeyi kazananlar, dünyevî vazife ve mesleklerini, ahiret hayatına ve ebedî saadete vesîle yaparak büyük bahtiyarlığa erişecektir. İslâm dînindeki bu büyük hakîkati derk eden münevverler; elbette, hak dîninin hizmetini büyük bir saadetle deruhte edecekler, hakîkati arayan fakat bulamayan insanlığa da neşre çalışacaklar. Evet, talebe, profesör, mebus, kim olursa olsun, mesûliyet dairesi olanlar, muhîtini tenvir ile mükelleftir. Bir vilayet, hatta bir memleketin saadet ve selâmeti, tenvir ve irşadı ile mükellef olanlar, elbette çok daha ziyade müteyakkız davranmak mecburiyetindedirler.</p>
<p>“Said Nursî, Risâle-i Nur’la bu millete en büyük hizmeti, iyiliği yapmıştır. Mukabilinde, şahsı için bir teşekkür dahi istemiyor. Gerçi şahsına tevcih edilen yüksek medih ve tavsifatı havî mektuplar var; bunları, okuyucuların Nurlardan istifadelerine bir alâmet olduğu cihetle, Risâle-i Nur hesabına kabul etmiş. Hakîkatte, Said Nursî’nin bu milletten, gençlikten istediği, îmanla dünyevî ve uhrevî saadeti kazanmalarıdır. Bunun için, Kur’ân’ın bu zamana ait dersi olan Risâle-i Nur’u esas tutup, her yerde, her dairede neşrini, îman hakîkatlerinin öğrenilmesini istemektedir. Kendisi, defalarca bu millet ve memleket aleyhindeki cereyanlara karşı yegâne çarenin Risâle-i Nur olduğunu ihtar etmekte ve müjdelemektedir. (&#8230;)</p>
<p>“İnsanın yüksek mahiyet ve rûhunun istediği hakîki saadet, ancak Kur’ân’ın gösterdiği yolda ve rıza-i İlahînin parıldadığı ufuktadır. Bediüzzaman, Risâle-i Nur’la insanlığa bu yolu ve bu ufku göstermekte, sırat-ı müstakîm ashabının nurlu kâfilesine iltihak etmenin insan için elzem olduğunu duyurmakta ve ispat etmektedir.”</p>
<!-- ProPlayer by Isa Goksu --><div name="mediaspace" id="mediaspace"><div class="pro-player-container" width="530px" height="253px"><div id="pro-player-287pp-single-4fb94f641c4bf"></div></div></div><script type="text/javascript" charset="utf-8">var flashvars = {width: "530",height: "253",autostart: "false",repeat: "false",backcolor: "111111",frontcolor: "cccccc",lightcolor: "66cc00",stretching: "fill",enablejs: "true",mute: "false",skin: "http://tillom.com/wp-content/plugins/proplayer/players/skins/default.swf",logo: "http://tillom.com/wp-content/plugins/proplayer/players/watermark.png",image: "http://tillom.com/wp-content/uploads/2011/07/61164.jpg",plugins: "",javascriptid: "287pp-single-4fb94f641c4bf",image: "http://tillom.com/wp-content/uploads/2011/07/61164.jpg",file: 'http://tillom.com/wp-content/plugins/proplayer/playlist-controller.php?pp_playlist_id=287pp-single-4fb94f641c4bf&sid=1337544548'};var params = {wmode: "transparent",allowfullscreen: "true",allowscriptaccess: "always",allownetworking: "all"};var attributes = {id: "obj-pro-player-287pp-single-4fb94f641c4bf",name: "obj-pro-player-287pp-single-4fb94f641c4bf"};swfobject.embedSWF("http://tillom.com/wp-content/plugins/proplayer/players/player.swf", "pro-player-287pp-single-4fb94f641c4bf", "530", "253", "9.0.0", false, flashvars, params, attributes);</script>
</div>
<p><a href="http://www.yeniasya.com.tr/" target="_blank">www.yeniasya.com.tr</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tillom.com/tillo-tanitim/m-taha-gultekin-hafiz-taha.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
<enclosure url="http://tillom.com/wp-content/uploads/01.MP3" length="4282088" type="audio/mpeg" />
		</item>
		<item>
		<title>Tillo&#8217;daki Ünlü Işık Sistemi 50 Yıl Ssonra Çalıştırıldı</title>
		<link>http://tillom.com/tillodan-haberler/tillodaki-unlu-isik-sistemi-50-yil-ssonra-calistirildi.html</link>
		<comments>http://tillom.com/tillodan-haberler/tillodaki-unlu-isik-sistemi-50-yil-ssonra-calistirildi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 19 Jul 2011 22:10:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Labilo</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tillo'dan Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[ibrahim hakkı]]></category>
		<category><![CDATA[kale resimleri]]></category>
		<category><![CDATA[kaletul ustad]]></category>
		<category><![CDATA[tillo]]></category>
		<category><![CDATA[Tillo Evliyaları]]></category>
		<category><![CDATA[tillo ışık hadisesi]]></category>
		<category><![CDATA[tillo kale]]></category>
		<category><![CDATA[tillo kale resimleri]]></category>
		<category><![CDATA[tillo nerede]]></category>
		<category><![CDATA[tillo ulemaları]]></category>
		<category><![CDATA[tillolular]]></category>
		<category><![CDATA[tillom]]></category>
		<category><![CDATA[tiloya nasıl gidilir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tillom.com/?p=278</guid>
		<description><![CDATA[İlimiz Aydınlar (Tillo) ilçesinde, 1700&#8242;lü yıllarda yapılan ve 1960 yılından beri çalışmayan ünlü ışık düzeneği yeniden çalıştırıldı. Astronomi Bilgini İbrahim Hakkı Hazretleri&#8216;nin her yıl 21 Mart ve 23 Eylül&#8217;de güneşin ilk ışınlarının hocası İsmail Fakirullah Hazretleri&#8217;nin başucuna doğmasını sağlayan ışık hadisesi, 50 yıl sonra tekrar gerçekleştirildi. Türbede yapılan düzenlemenin ardından lazer ışınlarıyla yapılan deneme başarılı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İlimiz Aydınlar (Tillo) ilçesinde, 1700&#8242;lü  yıllarda yapılan ve 1960 yılından beri çalışmayan ünlü ışık düzeneği  yeniden çalıştırıldı. 			<span id="more-278"></span></p>
<p>Astronomi  Bilgini<a href="http://tillom.com/tillo-evliyalari/ibrahim-hakki-hz.html"> İbrahim Hakkı Hazretleri</a>&#8216;nin her yıl 21 Mart ve 23 Eylül&#8217;de  güneşin ilk ışınlarının hocası <a href="http://tillom.com/tillo-evliyalari/ismail-fakirullah-hz.html">İsmail Fakirullah Hazretleri&#8217;</a>nin başucuna  doğmasını sağlayan <a href="http://tillom.com/tillo-tanitim/kaletul-ustad-ve-isik-hadisesi.html">ışık hadisesi</a>, 50 yıl sonra tekrar gerçekleştirildi.  Türbede yapılan düzenlemenin ardından lazer ışınlarıyla yapılan deneme  başarılı oldu.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>LAZER IŞINLARI İSMAİL FAKİRULLAH HZ.&#8217;LERİNİN BAŞUCUNA ULAŞTI<br />
</strong>Tillo  ilçesinde bulunan ışık düzeneğine tekrar işlerlik kazandırılması için  valilik tarafından yılbaşından beri başlatılan ve bilim adamlarınca  sürdürülen çalışmalar olumlu neticelendi. Düzeneğin bozulmasına neden  olan ve restorasyonda yeri kaydırıldığı belirtilen pencerenin yerine  yeni bir pencere açıldı. Işık düzeneğini başlangıç yeri olan Kaletül  Üstad adlı tepedeki pencereden yansıtılan lazer ışınları İsmail  Fakirullah türbesinin başucuna ulaştı.</p>
<p><strong>YENİDEN ÇALIŞTI</strong></p>
<p>Siirt  Valisi Musa Çolak&#8217;ın girişimleri ile Başkent Üniversitesinden Prof. Dr.  Cengiz Işık&#8217;ın koordinatörlüğünde, çeşitli üniversitelerden bilim  adamlarının da katılımıyla sürdürülen çalışmalar sonucunda, İbrahim  Hakkı Hz&#8221;lerinin hocası <a href="http://tillom.com/tillo-evliyalari/ismail-fakirullah-hz.html">İsmail Fakirullah</a> için yapmış olduğu ünlü ışık  düzeneği, yeniden çalıştırıldı.</p>
<p><strong>VALİ ÇOLAK, BASIN MENSUPLARI İLE BİRLİKTE TAKİP ETTİ</strong></p>
<p>Siirt  Valisi Musa Çolak, basın mensupları ile birlikte türbede devam eden  çalışmaları yerinde inceledi. Bilim heyetine başkanlık eden Prof. Dr.  Cengiz Işık&#8217;tan çalışmalar hakkında bilgi alan Vali Çolak, <strong>&#8220;1960&#8242;lı  yıllarda türbenin restorasyonu sonrasında işlemez hale gelen ışık  düzeneğinin yeniden çalışabilmesi için başlattığımız çalışmalar olumlu  sonuçlandı. Bu gece lazer sistemi ile yapılan denemede yüzde yüz başarı  elde edildi. Bu yılın başından beri bilim adamlarınca yapılan çalışmalar  neticelerini verdi. Dolayısıyla dünya üzerinde hocasına duyulan  saygının bir ifadesi olarak yapılan bu ışık düzeneğine tekrar işlerlik  kazandırılmasının mutluluğunu yaşıyoruz. Çok büyük ve önemli bir iş  başarıldı. Bütün bilim heyetini kutluyorum.&#8221;</strong> dedi.</p>
<p><strong>23 EYLÜL&#8217;DE BÜYÜK BİR ETKİNLİK DÜZENLENECEK<br />
</strong>Düzeneğin  yeniden işlerlik kazanması ile birlikte ilçenin turizm pastasından daha  büyük bir pay alacağını vurgulayan Vali Çolak, <strong>&#8220;23  Eylül tarihinde doğan güneşin ilk ışınlarının türbeye yansımasını artık  hep birlikte göreceğiz. Bu güzel anı bütün insanlarla paylaşmak  istiyoruz. İbrahim Hakkı Hazretlerini anma etkinliklerini de o tarihte  gerçekleştireceğiz.&#8221; </strong>diye konuştu.</p>
<p><strong>TİLLO, DÜNYAYA TANITILACAK</strong></p>
<p>Tillo&#8217;nun bilim ve ilim merkezi haline getirmek için çalışacaklarını kaydeden Vali Musa Çolak, <strong>&#8220;Tillo,  turizm açısından hak ettiği yerde değil. Başta ışık sistemi olmak  üzere, Tillo&#8217;nun diğer değerlerini tanıtmak amacıyla 23 Eylül&#8221;de çok  büyük bir program ile dünyaya tanıtacağız. Çok önemli bilim, sanat ve  kültürel etkinlikler gerçekleştireceğiz. Şimdiden çalışmalarımıza  başlamış bulunuyoruz.&#8221;</strong> şeklinde konuştu.<br />
Desteklerinden  dolayı Vali Musa Çolak&#8217;a teşekkür eden Prof. Dr. Cengiz Işık da,  İbrahim Hakkı Hazretlerinin Türkiye&#8217;nin yetiştirdiği çok önemli bir  bilim adamı olduğunu söyledi.</p>
<p><strong>ASTRONOMİ BİLİMİ AÇISINDAN ÇOK ÖNEMLİ</strong></p>
<p>1960&#8242;lı  yıllarda yapılan restorasyonda bozulan ışık düzeneğine tekrar işlerlik  kazandırmanın gururunu yaşadıklarını dile getiren Işık, <strong>&#8220;Bilime  mal olmuş bir sistemi yok saymak, görmezlikten gelmek kimsenin lüksü  olamaz. Hele bilim adamları olarak bizim hiç olamaz. Astronomi bilimi  açısından büyük önem taşıyan ışık sistemini, bu yılın başında her  yönüyle araştırdıktan sonra çalışmalarımıza başladık. 21 Mart&#8221;ta burada  yapmış olduğumuz çalışmalar, bizi umutlandırdığı gibi çalışmalarımıza da  yön vermişti. Az önce lazer sistemi ile yapmış olduğumuz denemede yüzde  yüz başarı elde ettik. Şimdiye kadar yapmış olduğumuz tüm bu  çalışmalar, 23 Eylül&#8217;de doğacak güneşin ilk ışıkları, İbrahim Hakkı  Hz.&#8217;lerinin yapmış olduğu sisteme sadık kalarak, hocası İsmail  Fakirullah&#8217;ın kabrine yansıyacağını bizlere gösteriyor. Bu muhteşem  hadiseyi bütün insanlara duyurup, anlatmamız lazım.&#8221; </strong>diye konuştu.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>ZİYARETÇİ PROFİLİ ZENGİNLEŞTİRİLECEK</strong></p>
<p>Gerek  Aydınların ve gerekse İbrahim Hakkı Hazretlerinin daha iyi tanıtılması  gerektiğine inandığını kaydeden Prof. Dr. Işık, sözlerine şöyle devam  etti: <strong>&#8220;Siirt&#8217;in tek kurtuluşu  Tillo&#8217;dur. Ama Tillo, hak ettiği yerde değil. Özellikle Tillo&#8217;nun, inanç  turizmi açısından olduğu kadar kültür turizmi açısından da büyük bir  potansiyeli vardır. Ziyaretçi profili zenginleştirilerek bu potansiyelin  kullanılması gerekiyor.&#8221; </strong></p>
<p><strong>1700&#8242;LÜ YILLARDA BU SİSTEM?</strong></p>
<p>Bilim  heyetinde yer alan TÜBİTAK Ulusal Gözlemevi Başkanı Prof. Dr. Zeki Eker  ise,<a href="http://tillom.com/tillo-evliyalari/ibrahim-hakki-hz.html"> İbrahim Hakkı</a> Hazretlerinin 1700&#8242;lü yıllarda optik sistemini çok  iyi kullandığını ifade ederek, <strong>&#8220;İbrahim  Hakkı Hz.&#8217;leri ünlü ışık düzeneğini çıplak gözle yapması, onu çok iyi  gözlemci olduğunu da gösteriyor. O dönemde optik sistemi çok iyi  kullanmıştır. Yapmış olduğu sistem astronomi bilimi açısından büyük önem  taşıyor.&#8221;</strong> dedi.</p>
<p>Işık  düzeneğine tekrar işlerlik kazandırılmasında Ankara, İstanbul, Akdeniz  ve TÜBİTAK Ulusal Gözlemevinden 7 bilim adamı görev aldı.</p>
<p><strong>IŞIK SİSTEMİ NEDİR</strong></p>
<p><a href="http://tillom.com/tillo-evliyalari/ibrahim-hakki-hz.html">İbrahim Hakkı Hazretleri</a> vefat eden Hocası İsmail Fakirullah Hazretleri için Tillo&#8221;dan yaklaşık 3 kilometre  doğusunda bulunan tepenin başında bu günkü adı ile Kaletül Üstat&#8221;ta  harçsız olarak  ortasında 40×50 cm lik açık bir pencerinin de bulunduğu  taştan bir duvar inşa eder.</p>
<p>Güneş  yeni yılın başlangıcı olan 21 Mart´ta  bu duvarın ardından doğmaktadır.  Duvardaki pencereden giren güneş ışığı, türbenin kulesine, oradan da  kırılarak türbenin penceresinden içeri girer ve hocası İsmail Fakirullah  Hz.´nin başucunu aydınlatır. Yaptığı Işık hadisesi ile ilgili şu sözü  sarf eden İbrahim Hakkı Hz. <strong>&#8220;Yeni yılda doğan güneş ilk olarak hocamın başucunu aydınlatmazsa, ben o güneşi istemem&#8221; </strong>diyerek, hocasına olan saygısını göstermiştir.</p>
<p>Her  yıl 21 Mart ve 23 Eylül tarihlerinde gerçekleşen bu hadise, 1960&#8242;lı  yıllarda türbenin onarılması sırasında bir pencerenin yerinin  kaydırılması ile bozulmuştu.</p>
<p><a href="http://tillom.com/wp-content/uploads/2011/07/67231.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-280" title="6723" src="http://tillom.com/wp-content/uploads/2011/07/67231.jpg" alt="" width="468" height="235" /></a></p>
<p><a href="http://tillom.com/wp-content/uploads/2011/07/67231.jpg"><a href="http://tillom.com/wp-content/uploads/2011/07/6730.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-284" title="6730" src="http://tillom.com/wp-content/uploads/2011/07/6730.jpg" alt="" width="468" height="311" /></a></a></p>
<p><a href="http://tillom.com/wp-content/uploads/2011/07/67231.jpg"><a href="http://tillom.com/wp-content/uploads/2011/07/6730.jpg"></a><a href="http://tillom.com/wp-content/uploads/2011/07/6729.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-283" title="6729" src="http://tillom.com/wp-content/uploads/2011/07/6729.jpg" alt="" width="468" height="311" /></a></a></p>
<p><a href="http://tillom.com/wp-content/uploads/2011/07/67231.jpg"><a href="http://tillom.com/wp-content/uploads/2011/07/6729.jpg"></a><a href="http://tillom.com/wp-content/uploads/2011/07/6727.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-282" title="6727" src="http://tillom.com/wp-content/uploads/2011/07/6727.jpg" alt="" width="468" height="311" /></a></a></p>
<p><a href="http://tillom.com/wp-content/uploads/2011/07/67231.jpg"><a href="http://tillom.com/wp-content/uploads/2011/07/6727.jpg"></a><a href="http://tillom.com/wp-content/uploads/2011/07/6724.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-281" title="6724" src="http://tillom.com/wp-content/uploads/2011/07/6724.jpg" alt="" width="468" height="311" /></a></a></p>
<p>kaynak: siirtajans.com</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tillom.com/tillodan-haberler/tillodaki-unlu-isik-sistemi-50-yil-ssonra-calistirildi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kaletül Üstad ve Işık Hadisesi</title>
		<link>http://tillom.com/tillo-tanitim/kaletul-ustad-ve-isik-hadisesi.html</link>
		<comments>http://tillom.com/tillo-tanitim/kaletul-ustad-ve-isik-hadisesi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 28 Dec 2010 13:09:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Labilo</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tillo Tanıtım]]></category>
		<category><![CDATA[ışık hadisesi]]></category>
		<category><![CDATA[kale resimleri]]></category>
		<category><![CDATA[kaletul ustad]]></category>
		<category><![CDATA[klatul ustad]]></category>
		<category><![CDATA[tillo]]></category>
		<category><![CDATA[tillo gezilecek yerler]]></category>
		<category><![CDATA[tillo grup]]></category>
		<category><![CDATA[tillo haber]]></category>
		<category><![CDATA[tillo ışık hadisesi]]></category>
		<category><![CDATA[tillo kalesi]]></category>
		<category><![CDATA[tillo türbeler]]></category>
		<category><![CDATA[tillom]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tillom.com/?p=257</guid>
		<description><![CDATA[İbrahim Hakkı Hazretleri vefat eden Hocası İsmail Fakirullah Hazretleri için Tillo&#8217;dan yaklaşık 3 kilometre doğusunda bulunan tepenin başında bu günkü adı ile Kaletül Üstat&#8217;ta harçsız olarak  ortasında 40&#215;50 cm lik açık bir pencerinin de bulunduğu taştan bir duvar inşa eder. Güneş yeni yılın başlangıcı olan 21 Mart´ta  bu duvarın ardından doğmaktadır. Duvardaki pencereden giren güneş [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İbrahim Hakkı Hazretleri vefat  eden Hocası İsmail Fakirullah Hazretleri için Tillo&#8217;dan yaklaşık   3    kilometre doğusunda bulunan tepenin başında bu günkü adı   ile Kaletül  Üstat&#8217;ta harçsız olarak    ortasında 40&#215;50 cm lik açık bir pencerinin de bulunduğu taştan bir duvar inşa eder.<span id="more-257"></span></p>
<p>Güneş yeni yılın başlangıcı olan 21 Mart´ta  bu duvarın    ardından doğmaktadır. Duvardaki pencereden giren güneş ışığı,  türbenin   kulesine, oradan da kırılarak türbenin penceresinden içeri  girer ve hocası   İsmail Fakirullah Hz.´nin başucunu aydınlatır.<strong> (Sonradan türbe restore edilirken türbe restorasyonundan dolayı bu özellik ne yazık ki kaybedilmiş. Duvar hala ayakta.)</strong> Yaptığı Işık hadisesi ile   ilgili şu sözü sarf eden İbrahim Hakkı Hz.  &#8220;Yeni yılda doğan güneş ilk olarak   hocamın başucunu aydınlatmazsa, ben  o güneşi istemem&#8221; diyerek, hocasına olan   saygısını göstermiştir.</p>
<p style="text-align: center;"><a rel="lightbox[grouped]" href="http://tillom.com/wp-content/uploads/2010/12/tillo-isik-hadisesi.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-258" title="tillo-isik-hadisesi" src="http://tillom.com/wp-content/uploads/2010/12/tillo-isik-hadisesi.jpg" alt="" width="521" height="278" /></a><br />
Kaletül Üstad veya Kale İbrahim Hakkı tarafından harçsız olarak yapılan   ortasında<br />
40&#215;50 cm lik açık bir pencerinin de bulunduğu taştan bir duvar&#8230;</p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" src="http://www.aydinlar.gov.tr/ilceSayfalar/kale/kale2.jpg" alt="" width="400" height="300" /></p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" src="http://www.aydinlar.gov.tr/ilceSayfalar/kale/kale3.jpg" alt="" width="400" height="300" /></p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" src="http://www.aydinlar.gov.tr/ilceSayfalar/kale/kale4.jpg" alt="" width="400" height="300" /></p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" src="http://www.aydinlar.gov.tr/ilceSayfalar/kale/kale5.jpg" alt="" width="400" height="300" /></p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" src="http://www.aydinlar.gov.tr/ilceSayfalar/kale/kale6.jpg" alt="" width="400" height="300" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tillom.com/tillo-tanitim/kaletul-ustad-ve-isik-hadisesi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şeyh İbrahim El Mücahit Hazretleri</title>
		<link>http://tillom.com/tillo-evliyalari/seyh-ibrahim-el-mucahit-hazretleri.html</link>
		<comments>http://tillom.com/tillo-evliyalari/seyh-ibrahim-el-mucahit-hazretleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 28 Dec 2010 12:16:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Labilo</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tillo Evliyaları]]></category>
		<category><![CDATA[eyh mücahit]]></category>
		<category><![CDATA[molla burhan mücahidi]]></category>
		<category><![CDATA[mucahidi]]></category>
		<category><![CDATA[mücahidiler]]></category>
		<category><![CDATA[secere]]></category>
		<category><![CDATA[şeyh mücahit hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[siirt tillo]]></category>
		<category><![CDATA[tillo nerede]]></category>
		<category><![CDATA[tillo resimleri]]></category>
		<category><![CDATA[tillo siirt]]></category>
		<category><![CDATA[tillolular]]></category>
		<category><![CDATA[tillom]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tillom.com/?p=248</guid>
		<description><![CDATA[Şeyh İb­ra­him el-Mü­ca­hid el-Ha­li­dî Haz­ret­le­ri Til­lo’nun bağ­rın­da ye­tiş­tir­di­ği ulu ve­li­ler­den önem­li bir si­ma­dır. Do­ğum ta­ri­hi bi­li­ne­me­yen Şeyh İb­ra­him el-Mü­ca­hid Til­lo’da dün­ya­ya gel­di. İlm-i le­dun­ni ile âlim, hu­şu-i amel ile âmil ve hu­lus-i kalb ile kâ­mil­di. O, ge­ce­si­ni gün­dü­zü­nü ha­bib-i kib­ri­ya­sıy­la ya­şa­mış onun aşk ve şev­kiy­le ne­fes alıp ver­miş­ti. O, vus­la­tı­nın sır­rıy­la mes­rur olur­ken, vü­cu­du­nu mev­cud’a [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Şeyh İb­ra­him   el-Mü­ca­hid el-Ha­li­dî Haz­ret­le­ri Til­lo’nun  bağ­rın­da ye­tiş­tir­di­ği   ulu ve­li­ler­den önem­li bir si­ma­dır.<br />
Do­ğum ta­ri­hi bi­li­ne­me­yen   Şeyh İb­ra­him el-Mü­ca­hid Til­lo’da dün­ya­ya gel­di.<span id="more-248"></span><br />
İlm-i le­dun­ni   ile âlim, hu­şu-i amel ile âmil ve hu­lus-i kalb ile kâ­mil­di.<br />
O, ge­ce­si­ni gün­dü­zü­nü   ha­bib-i kib­ri­ya­sıy­la ya­şa­mış onun aşk ve şev­kiy­le ne­fes alıp ver­miş­ti.<br />
O, vus­la­tı­nın   sır­rıy­la mes­rur olur­ken, vü­cu­du­nu mev­cud’a  bı­ra­kır, ru­hu­nu Mak­sud’a   ak­set­ti­rir, hal’den hal’e, kal’den  kal’e, gah se­kir’de, gah sah­ve’de   me’nus olur­du.<br />
Şeyh İb­ra­him   el-Mü­ca­hid Haz­ret­le­ri Hic­ri al­tın­cı asır­da  ya­şa­mış eh­val ve et­va­rı   her ta­ra­fa ya­yıl­mış ve ba­ba­sı Şeyh  Ham­za el-Ke­bir Haz­ret­le­ri­nin   gü­ne­şin­de göl­ge ola­bil­miş  bü­yük bir Til­lo ev­li­ya­sı­dır.<br />
Şeyh Mü­ca­hid Haz­ret­le­ri­nin   ken­di­sin­den yak­la­şık dört yüz  son­ra ge­len Gavs-i Azam Şeyh İs­ma­il Fa­ki­rul­lah   Haz­ret­le­ri  ile ev­li­ya nes­liy­le çok sı­kı bir ma­ne­vi bağ bu­lun­mak­ta­dır.    Fa­ki­rul­lah Haz­ret­le­ri­nin meş­hur Ku­yu ha­di­se­sin­de ya­nı­na  ge­len   bir çok ve­li ru­ha­ni­yet­ten bi­ri­dir Şeyh Mü­ca­hid  Haz­ret­le­ri…</p>
<p style="padding-left: 30px;">Şeyh İb­ra­him   el-Mü­ca­hid Haz­ret­le­ri­nin zik­ri ba­ba­sı gi­bi  ceh­rî idi. Bu­nu biz­zat   Gav­sul-Mem­duh Haz­ret­le­ri­nin oğ­lu  bü­yük ve­li Nur Ham­za Haz­ret­le­ri   ifa­de et­mek­te­dir.<strong></strong></p>
<p style="padding-left: 30px;"><strong>VE­FA­TI:</strong></p>
<p style="padding-left: 30px;">Şeyh İb­ra­him El-Mü­ca­hid Haz­ret­le­ri H. 660-M. 1262 yı­lın­da  Til­lo’da hak­kın rah­me­ti­ne er­di. Kabr-i Şe­ri­fi adı­na  yap­tı­rı­lan tür­be­nin için­de­dir. (Bkz. Re­sim: 30)<br />
<strong>Şeyh İb­ra­him el-Mü­ca­hid Hz.le­ri­nin   me­zar ta­şın­da şu ki­ta­be var­dır:</strong></p>
<p style="padding-left: 30px;"><strong><em>Ma­na­sı: </em></strong></p>
<p style="padding-left: 30px;">Hayy, Dâ­im ve Bâ­ki O’dur. (Al­lah)… O’nun dı­şın­da­ki­le­re be­ka’  yok­tur. Has ev­li­ya­la­rın ruh­la­rı­na şi­fa bah­şe­den de O’dur…</p>
<p style="padding-left: 30px;">Bu­ra­sı; Fâ­dıl, Kâ­mil, üns ve li­ka’ sa­hi­bi, nefs-u he­va ile mü­ca­hid Şeyh İb­ra­him’in mer­ka­dı­dır.</p>
<p style="padding-left: 30px;">Hu­zur ve se­fa sa­hi­bi Kut­bul-ek­tab Şeyh Ham­za el-Ke­bir’in  oğ­lu­dur. (Hiç şüp­he­siz yü­ce Al­lah sır­la­rı­nı tak­dis  ey­le­miş­tir.)</p>
<p style="padding-left: 30px;">Ada­let ve ve­fa ma’de­ni, Rab­bus-se­ma ta­ra­fın­dan ve fü­tuh­la  müy­yed, ehl-i tak­va efen­di­si haz­re­ti Emi­rul-mu’mi­nîn Ha­lid bin  Ve­lid’in (Al­lah, rı­za­sı­nın en fa­zi­let­li­si ile on­dan ra­zı  ol­sun ve ken­di­si­ni ra­zı et­sin) so­yun­dan­dır. Ru­hu cis­min­den  ay­rı­lın­ca, ta­rih afi­yet­le şöy­le ses­len­di:</p>
<p style="padding-left: 30px;">“Al­lah’ın (O’na) ik­ra­mı; ken­di­si­ni emin­ler­den kı­lı­şı­dır.” (H. 660)</p>
<p style="padding-left: 30px;"><strong>KAR­DEŞ­LE­Rİ­NE Hİ­TA­BE­Sİ</strong></p>
<p style="padding-left: 30px;">İb­ra­him Hak­kı Haz­ret­le­ri­nin bir te’li­fin­de ifa­de et­ti­ği  üze­re Si­irt ule­ma­sı ve on­bir kar­de­şi, fe­na­lil­lah ma­ka­mı­na  eren ve bu ma­ka­mın cez­be­si muk­te­za­sın­ca, şe­ri­atın za­hi­ri­ne  mu­ha­lif dü­şen söz­ler söy­le­yen Şeyh İb­ra­him El-Mü­ca­hid  Haz­ret­le­ri’nin kat­li­ne fet­va ve­rir­ler.</p>
<p style="padding-left: 30px;">Si­irt Ule­ma­sı, bu hal­le­rin­den ötü­rü Şeyh İb­ra­him  El-Mü­ca­hid Haz­ret­le­ri­nin hep kem göz­le bak­mış­tır. Da­ha son­ra  ke­ra­met­le­ri­ni ele alır­ken zik­re­de­ce­ği­miz bir ke­ra­me­tin­de  de ifa­de edil­di­ği gi­bi Si­irt­li alim­ler be­ra­ber­le­rin­de bir  pa­paz ala­rak Şey­hi im­ti­ha­na ge­lir, an­cak bü­yük ve­la­ye­ti­ne  şa­hid olup, hep­si de töv­be ve is­tiğ­far eder­ler. Bu ara­da pa­paz  da müs­lü­man olur.</p>
<p style="padding-left: 30px;">Bu im­ti­han­dan son­ra Şeyh Haz­ret­le­ri se­kir ma­ka­mın­dan  baş­ka ma­ka­ma te­rak­ki edin­ce kar­deş­le­ri­ne hi­ta­ben  aşa­ğı­da­ki be­yit­le­ri söy­ler:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><strong>Ma­na­sı:</strong><br />
Sev­gi­niz­den son­ra, hâ­li­mi si­ze Şek­vâ’ya   baş­la­dım.</p>
<p style="padding-left: 30px;">Gön­lü­me de ateş düş­müş, siz­ler­den uzak   ol­du­ğum­dan</p>
<p style="padding-left: 30px;">Ben sö­züm­de ka­lıp siz­le­ri as­la unut­ma­ya­ca­ğım.</p>
<p style="padding-left: 30px;">Siz­le­ri se­ven kalp si­zi na­sıl unu­ta­bi­lir?</p>
<p style="padding-left: 30px;">Ey gön­lüm­de yer­le­şip giz­le­nen kom­şu­lar</p>
<p style="padding-left: 30px;">Ba­na mer­ha­met ede­cek olur­sa­nız, ku­lu­nu­za   kul olu­rum.</p>
<p style="padding-left: 30px;">Hü­zün’de Ya’kub (as) be­nim gi­bi ve ba­na   ben­zer.</p>
<p style="padding-left: 30px;">Gü­cüm yet­sey­di rüz­ga­ra bi­ner si­ze ula­şır­dım.</p>
<p style="padding-left: 30px;">Ölüm­ler de­ni­zi­ne da­lar son­ra si­zi zi­ya­ret   eder­dim.</p>
<p style="padding-left: 30px;">Han­gi şe­ri­at ile ve han­gi mah­ke­me­de   ölü­mü­me fet­va ve­rir­si­niz?</p>
<p style="padding-left: 30px;">Oy­sa ben hep ha­ya­tı­nı­za du­acı­yım.</p>
<p style="padding-left: 30px;">Ham­za’nın oğ­lu­yum ben, siz­ler­den baş­ka   da kim­sem yok,</p>
<p style="padding-left: 30px;">Şe­ri­atı­nız­ca akı­tıl­ma­sı ge­re­ken ka­nı­mın   ha­tı­rı­nız için akı­tıl­ma­sı­na ra­zı ol­dum.</p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: center;"><a rel="lightbox[grouped]" href="../wp-content/uploads/2010/12/seyh-mucahit.jpg"><img class="aligncenter" title="Şeyh Mücahit h.z Türbesi Tillo" src="../wp-content/uploads/2010/12/seyh-mucahit-1024x768.jpg" alt="" width="459" height="260" /></a></p>
<p style="padding-left: 30px;"><strong>KE­RA­MET­LE­Rİ</strong></p>
<p style="padding-left: 30px;">1- Şeyh İb­ra­him El-Mü­ca­hid Haz­ret­le­ri ulaş­tı­ğı fe­na­fil­lah  ma­ka­mın­da söy­le­di­ği ka­si­de ve söz­ler­den do­la­yı Si­irt’in  bir kı­sım alim­le­ri­nin iti­ra­zı­na he­def ol­du. Bu alim­ler  ken­di­si­ni im­ti­han et­mek üze­re ya­nı­na git­me­yi  ka­rar­laş­tır­dı­lar. Bu ara­da, ta­sar­la­dı­la­rı im­ti­han  şek­li­nin ge­re­ği ola­rak her­kes kal­bin­den bir niy­yet giz­le­yip  onun ger­çek Şeyh ol­ma­sı ha­lin­de, kalb­le­rin­de­ki bu niy­yet­le­ri  bi­le­ce­ği­ni söy­le­di­ler. Alim­ler bu im­ti­han­la­rı­nın bir  di­ğer par­ça­sı ola­rak, baş­la­rın­da bir de müs­lü­man kı­lı­ğın­da  pa­paz gö­tür­dü­ler.</p>
<p style="padding-left: 30px;">Mev­sim kış ol­du­ğu hal­de ara­la­rın­dan bir ta­ne­si, için­den  Şey­hin üzüm ye­dir­me­si­ni niy­yet et­miş­ti. Şeyh İb­ra­him  El-Mü­ca­hid Haz­ret­le­ri mi­sa­fir­le­ri­ni gü­zel bir çeh­rey­le  kar­şı­la­yıp hal ve ha­tır­la­rı­nı sor­duk­tan son­ra De­lo adın­da­ki  hiz­met­çi­si­ne dö­ne­rek:</p>
<p style="padding-left: 30px;">- Fa­lan­ca bağ’a git, için­de bu­lu­nan ta­ze üzüm­den şu se­pe­ti dol­dur ge­tir, bu­yur­du.</p>
<p style="padding-left: 30px;">De­lo ise:</p>
<p style="padding-left: 30px;">- Aman efen­dim ka­rın bü­tün ba­ğı kap­la­dı­ğı şu ka­ra­kış  gü­nün­de bağ­da üzüm ne ge­zer? di­ye hay­re­ti­ni ifa­de et­tiy­se de  Şeyh Haz­ret­le­ri:</p>
<p style="padding-left: 30px;">- Var git, di­ye­rek em­ri­ni tek­rar et­ti. Bu­nun üze­ri­ne De­lo  ba­ğa gi­der, ger­çek­ten gö­rür ki bağ­da ta­ze yap­rak­lı ve üzüm  ta­şı­yan bir üzüm ağa­cı var. O ağaç­tan se­pe­ti ağ­zı­na ka­dar  dol­du­rur, bu ara­da De­lo, son­ra­dan ge­lir, key­fin­ce yer dü­şüy­le  üzüm ağa­cın­da ken­di­ne bi­raz üzüm bı­ra­kır.</p>
<p style="padding-left: 30px;">Şeyh Haz­ret­le­ri üzü­mü mi­sa­fir­le­re tak­dim edip on­lar­la  biz­zat il­gi­le­nir. Sof­ra­da ay­rı­ca di­ğer mi­sa­fir­le­rin de  kalb­le­rin­den niy­yet et­tik­le­ri bü­tün ye­mek­ler de  bu­lun­du­ru­lur. Ye­mek sı­ra­sın­da her ne ka­dar üzüm ye­me­si için  De­lo’yu sof­ra­ya ça­ğır­dıy­sa­lar ken­di­si son­ra ye­rim di­ye  ya­naş­maz. An­cak he­men be­lir­te­lim ki De­lo da­ha son­ra ba­ğa  gi­der fa­kat ba­kar ki her ta­raf kar, üzüm­den de hiç bir eser  yok­tur. Mi­sa­fir­ler ye­mek­ten son­ra el­le­ri­ni yı­kar­ken biz­zat  Şeyh Haz­ret­le­ri el­le­ri­ne su dök­müş ve her ne ka­dar on­lar ka­bul  et­me­miş­ler­se de ken­di­si pür mü­te­va­zi ol­du­ğun­dan ıs­rar­la  el­le­ri­ne su dök­me­ye de­vam et­miş­tir. Alim mi­sa­fir­ler  baş­la­rın­da ge­tir­dik­le­ri pa­pa­zı baş kö­şe­ye oturt­muş­tu­lar.  An­cak ne ila­hi te­cel­li idi ki Şeyh Haz­ret­le­ri­nin il­ham al­mış  ke­di­si gi­der pa­pa­zın ku­ca­ğı­na otu­rur ve üze­ri­ne işer. bu­nun  üze­ri­ne mi­sa­fir­ler Şeyh Haz­ret­le­ri­ne:</p>
<p style="padding-left: 30px;">- Ya Şeyh siz­de edep mü­kem­mel­dir ve la­kin ke­di­niz ter­bi­ye­siz­lik et­ti, di­ye şek­va­da bu­lu­nun­ca Şeyh:</p>
<p style="padding-left: 30px;">- Ne­den, di­ye se­be­bi­ni so­rar. On­lar ise şu kar­şı­lı­ğı ve­rir­ler:</p>
<p style="padding-left: 30px;">- Çün­kü bü­yü­ğü­mü­zün ku­ca­ğı­na işe­di.</p>
<p style="padding-left: 30px;">Şeyh Haz­ret­le­ri ise:</p>
<p style="padding-left: 30px;">- Bu­nu ke­di­ye so­ra­lım, der ve kar­şı­sın­da du­ran ke­di­ye göz  at­tık­tan son­ra ken­di­le­ri­ne şu söz­le­ri tev­cih eder:</p>
<p style="padding-left: 30px;">- Ke­di di­yor ki: Bi­la­kis siz­ler ter­bi­ye­siz­lik edip  Hı­ris­ti­yan bir pa­pa­zı ge­ti­rip Şey­hin di­va­nın­da baş kö­şe­ye  oturt­tu­nuz.</p>
<p style="padding-left: 30px;">Bu­nun üze­ri­ne alim­ler ve pa­paz da kal­kıp Şey­hin mü­ba­rek eli  üze­ri­ne tev­be eder­ler. Şeyh Haz­ret­le­ri iman eden pa­pa­zın  is­mi­ni de Ab­dul­lah di­ye de­ğiş­ti­rir.</p>
<p style="padding-left: 30px;">2- Bir ke­re­sin­de de Şeyh İb­ra­him El-Mü­ca­hid Haz­ret­le­ri  eli­ne bir kaç odun ala­rak dı­şa­rı çı­kar ve kar­şı­laş­tı­ğı  aha­li­ye şöy­le ses­le­nir:</p>
<p style="padding-left: 30px;">- Be­ni se­ven söy­le­dik­le­ri­mi ye­ri­ne ge­tir­sin.</p>
<p style="padding-left: 30px;">Du­yan­lar et­ra­fın­da top­la­nır ve­em­ri­ni bek­le­ye du­rur­lar. Tek­rar:</p>
<p style="padding-left: 30px;">- Her­kes bi­raz odun top­la­yıp bu­ra­ya ge­tir­sin, em­ri­ni bil­di­rir.</p>
<p style="padding-left: 30px;">Bu­nun üze­ri­ne bü­yük bir odun kü­me­si oluş­tu­ru­lur. Şeyh  Haz­ret­le­ri bu odun­la­rı ya­ka­rak pür aşk ve şevk­le Al­lah’ı  zik­ret­me­ye baş­lar, son­ra da ate­şin içi­ne gi­re­rek or­ta­sı­na  otu­rur. Ateş İb­ra­him’i (as) yak­ma­dı­ğı gi­bi Şeyh İb­ra­him’i de  (ks) yak­maz.Zik­ri­ni ta­mam­la­yıp bir da­ha için­den çı­kı­ver­di.</p>
<p style="padding-left: 30px;">3- Gav­sul-Mem­duh Haz­ret­le­ri­nin Tek­ke Ço­ba­nı­nın on ya­şın­da  bir kız ço­cu­ğu var­dı. Bir gün ba­ba­sı­nın ye­ri­ne tek­ke­nin  ke­çi­le­ri­ni ot­la­tır­ken bir ara ke­çi­le­ri Gavs-i Azam Şeyh  İs­ma­il Fa­ki­rul­lah Haz­ret­le­ri­nin tür­be­si­nin ci­va­rı­na  gö­tür­dü. Ora­da ağaç­lar­dan dö­kü­len yap­rak­la­rı ke­çi­le­ri­ne  ye­di­rir­ken bir­den ya­nı­ba­şın­da def ve zi­kir ses­le­ri duy­ma­ya  baş­lar. Ay­rı­ca, kıy­met­li el­bi­se­ler gi­yin­miş çok hey­bet­li bir  ce­ma­at de pey­da ol­muş­tu. Bu ce­ma­atin ara­sın­da yü­zü  Do­lu­nay’ı an­dı­ran genç bi­ri var­dı. Bu genç, kız ço­cu­ğa dö­ne­rek  şöy­le ses­le­nir:</p>
<p style="padding-left: 30px;">- Ben Şeyh Ham­za el-Ke­bi­rin oğ­lu Şeyh Mu­ca­hid’im. Bu­ra­da  Sul­tan Mem­duh’un tek­ke­si­nin ke­çi­le­ri­ni mi ot­la­tı­yor­sun?</p>
<p style="padding-left: 30px;">Kız:</p>
<p style="padding-left: 30px;">- Evet, di­ye kar­şı­lır ve­rir. Ve ola­yın bun­dan son­ra­ki sey­ri­ni şöy­le an­la­tı­yor:</p>
<p style="padding-left: 30px;">- He­nüz la­fım ağ­zım­da idi ki genç Şeyh Mü­ca­hid yer­den bir taş alıp kar­nı­ma at­tı.</p>
<p style="padding-left: 30px;">Ar­ka­sın­dan da şöy­le bu­yur­du:</p>
<p style="padding-left: 30px;">- Be­nim he­di­yem ola­rak dün­ya­dan ka­na­ati­ni al!</p>
<p style="padding-left: 30px;">Ken­dim­den ge­çip ye­re yı­kıl­mış­tım.</p>
<p style="padding-left: 30px;">Ken­di­ne ge­lin­ce gör­dük­le­ri­ni ai­le­si­ne an­la­tan kız  bun­dan böy­le ar­tık, ne yer ne de içer­di. Ön­ce­le­ri, bu ha­li­nin  kor­ku­dan ola­bi­le­ce­ği­ne bağ­la­ya­rak önem­se­me­di­ler. An­cak  sü­re uza­yın­ca, ken­di­si­ne ne­den yi­yip iç­me­di­ği­ni sor­du­lar.  Kız, Şeyh Mü­ca­hid’in (ks) ken­di­si­ne o hi­tap­ta bu­lun­du­ğu  gün­den be­ri yi­yip iç­me­di­ği­ni söy­le­di. Kı­zın bu es­ra­ren­giz  du­ru­mu kı­sa sü­re­de et­raf­ta iyi­ce ya­yıl­mış­tı. İna­nan­lar da  in­kar eden­ler de hay­li faz­lay­dı. Si­irt’in akıl, ilim ve ma­ri­fet  eh­li Ab­di Pa­şa adın­da­ki Va­li­si de bun­la­rı du­yun­ca gön­de­rip  kı­zı evi­ne ge­tirt­ti. Evin­de üç gün kal­dı­ğı sü­re içe­ri­sin­de  ken­di­si­ne tür­lü tür­lü ye­mek­ler ge­ti­ril­di­ği hal­de o hep  te­bes­süm edi­yor ve şun­la­rı di­yor­du:</p>
<p style="padding-left: 30px;">- “Yi­ye­bil­sey­dim yer­dim” Dört gün kal­dı­ğı va­li­nin evin­de  hep zi­kir, na­maz ile meş­gul olur­ken yü­zü ve ah­la­kı da iba­de­tin  ver­di­ği nur­la git­tik­çe nur­la­nı­yor­du. Va­li de kı­zın bu  ha­le­ti­nin ger­çek ol­du­ğu­na inan­dı. Ona ik­ram ve ih­san­da  bu­lu­na­rak sa­lih du­ası­nı al­dı ve Til­lo’ya ge­ri gön­der­di.</p>
<p style="padding-left: 30px;"><strong>Ced­di­miz Şeyh Mus­ta­fa el-Fa­ni Haz­ret­le­ri­nin Şeyh İb­ra­him el-Mü­ca­hid Haz­ret­le­ri ile il­gi­li bir rü­ya­sı:</strong></p>
<p style="padding-left: 30px;">“… Me­zar­lı­ğa gi­di­yor­dum. Ora­da Şeyh İb­ra­him el-Mü­ca­hid ile  tür­be­sin­de med­fun bu­lu­nan Kor­mas’lı Şeyh Yu­suf ile  kar­şı­laş­tım. Yan­la­rın­da da ho­cam Mol­la Ham­za (Şeyh  Mus­ta­fa’nın ağa­be­yi­dir) bu­lun­mak­ta idi. Ken­di­si­ne; Şeyh  İb­ra­him el-Mü­ca­hid’in uyu­mak­ta olup ol­ma­dı­ğı­nı sor­dum.  Uya­nık ol­du­ğu­nu söy­le­di. Yan­la­rı­na git­tim. Şeyh Mü­ca­hid’in  elin­den öp­tüm ve kal­bi­min üze­ri­ne gö­tür­düm. Ay­rı­ca  ken­di­sin­den; ba­na da dua et­me­si­ni is­te­dim. Ba­na du­ada  bu­lun­du. Gü­neş gi­bi nur par­la­yan ha­liy­le uzun sü­re tat­lı  tat­lı soh­bet et­ti. Son­ra kalk­tı ve ba­na:</p>
<p style="padding-left: 30px;">- Be­ni ye­rim­den kim kal­dır­dı, di­ye sor­du. Ben de:</p>
<p style="padding-left: 30px;">- Al­lah, di­ye kar­şı­lık ver­dim. Son­ra ol­du­ğu ye­re uza­nıp yat­tı ve:</p>
<p style="padding-left: 30px;">–“Be­ni ör­tü­nüz, or­tü­nüz. Ha­bi­bin bi’se­ti­ne ka­dar be­ni bir  da­ha bu­lur­lar.” bu­yur­du. Em­ri üze­ri­ne yor­ga­nı üze­ri­ne  ört­tüm son­ra da uyan­dım.</p>
<p style="padding-left: 30px;">Tillo Evliyaları Kitabı<br />
yazar: Nureddin Sancar</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tillom.com/tillo-evliyalari/seyh-ibrahim-el-mucahit-hazretleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İsmail Fakirullah Hazretlerinin Kerametleri</title>
		<link>http://tillom.com/tillo-evliyalari/ismail-fakirullah-hazretlerinin-kerametleri.html</link>
		<comments>http://tillom.com/tillo-evliyalari/ismail-fakirullah-hazretlerinin-kerametleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 23 Aug 2010 21:20:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Labilo</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tillo Evliyaları]]></category>
		<category><![CDATA[ismail fakirullah]]></category>
		<category><![CDATA[şeyh bedreddin]]></category>
		<category><![CDATA[tillo]]></category>
		<category><![CDATA[tillo grubu]]></category>
		<category><![CDATA[tillo haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[tillo ismail fakirullah]]></category>
		<category><![CDATA[tillo kalesi]]></category>
		<category><![CDATA[tillo medresesi]]></category>
		<category><![CDATA[tillo nerede]]></category>
		<category><![CDATA[Tillo Tanıtım]]></category>
		<category><![CDATA[tillom]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tillom.com/?p=227</guid>
		<description><![CDATA[Ev­li­ya­la­rın ke­ra­met­le­ri hak­tır. Bu ha­ki­ka­te inan­mak ge­re­kir. Zi­ra ve­li­le­rin ke­ra­me­ti Kur’an-ı Ke­rim, sün­net ve ic­ma ile sa­bit­tir… Ke­ra­met: Al­lah’ın sa­lih kul­la­rı ve­li­le­re ih­san et­ti­ği ka­bi­li­yet­le ken­di­le­rin­den zu­hur eden ola­ğa­nüs­tü hal­ler­dir… Haz­ret-i Os­man (ra) şöy­le bu­yur­mak­ta­dır. “Ce­nab-ı Al­lah; yü­ce ka­tın­da yük­sek bir ma­ka­ma na­il olan ze­va­ta, ba­zan bü­tün za­hi­ri per­de­le­ri kal­dı­rır ve her şe­yi ol­du­ğu gi­bi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ev­li­ya­la­rın ke­ra­met­le­ri hak­tır. Bu ha­ki­ka­te inan­mak  ge­re­kir. Zi­ra ve­li­le­rin ke­ra­me­ti Kur’an-ı Ke­rim, sün­net ve  ic­ma ile sa­bit­tir…</p>
<p>Ke­ra­met: Al­lah’ın sa­lih kul­la­rı ve­li­le­re ih­san et­ti­ği  ka­bi­li­yet­le ken­di­le­rin­den zu­hur eden ola­ğa­nüs­tü hal­ler­dir…  Haz­ret-i Os­man (ra) şöy­le bu­yur­mak­ta­dır.<span id="more-227"></span></p>
<p><em>“Ce­nab-ı Al­lah; yü­ce ka­tın­da yük­sek bir ma­ka­ma na­il olan  ze­va­ta, ba­zan bü­tün za­hi­ri per­de­le­ri kal­dı­rır ve her şe­yi  ol­du­ğu gi­bi gös­te­rir. Bun­lar ba­zan ha­ri­ku­la­de şey­ler de  ya­par­lar…”</em></p>
<p>Bu ola­ğa­nüs­tü hal­ler, pey­gam­ber­ler­de mu­ci­ze ve­li­ler­de  ise ke­ra­met is­mi­ni alır. Kur’an-ı Ke­rim’de ve­la­yet ile  ke­ra­me­tin hak ol­du­ğu­na da­ir de­lil­ler­den ba­zı­la­rı  şun­lar­dır:</p>
<p>1- Haz­ret-i Sü­ley­man’ın sa­lih ve­zi­ri Âsaf, “Ben onu (Bel­kıs’ın  tah­tı­nı) göz­le­ri­ni açıp ka­pa­yın­ca­ya ka­dar ge­ti­re­ce­ğim”  de­me­si ve bir an­da tah­tı ge­tir­me­si…</p>
<p>2- Haz­ret-i Mer­yem hak­kın­da na­zil olan şu ayet­ler:  “Ze­ke­riy­ya ne va­kit Mih­rab’a (oda­sı­na) gir­se Mer­yem’in  ya­nın­da bir yi­ye­cek bu­lur­du. Ona: Ey Mer­yem bu yi­ye­cek sa­na  ne­re­den ge­li­yor? de­di. Mer­yem: Al­lah’ın ka­tın­dan” de­di.</p>
<p>3- Ay­rı­ca As­hab-ı Kehf’in üç yüz yıl bo­yun­ca vü­cud­la­rı  sağ­lam ola­rak Kehf’te uyu­ma­la­rı… Haz­ret-i Ömer’in Me­di­ne’de  min­ber­de hut­be okur­ken “Ya Sâ­ri­ye… Da­ğa çık” di­ye­rek sa­va­şa  gön­der­di­ği ko­mu­ta­nı­na ki­lo­met­re­ler­ce me­sa­fe­den ses­le­nip  işit­tir­me­si… Ay­rı­ca sa­hih bir ha­dis­te, ma­ğa­ra­da ka­pa­lı  ka­lan ve yap­tık­la­rı dua ile kur­tu­lan üç ar­ka­da­şın du­rum­la­rı  gi­bi bir çok ib­ret ve­ri­ci olay, ke­ra­me­tin hak ol­du­ğu­na bi­rer  de­lil­dir…</p>
<p>Bü­yük Ve­li Haz­ret-i Fa­ki­rul­lah’tan zu­hur eden sa­yı­sız  ke­ra­met­ler­den bir­ka­çı­nı da te­ber­rü­ken bu­ra­da  zik­re­de­ce­ğiz…</p>
<h3>Bi­rin­ci­si:</h3>
<p>“He­nüz do­kuz ya­şın­day­ken am­ca­sı Mol­la Ali ile Til­lo’ya  ge­len İb­ra­him Hak­kı Haz­ret­le­ri bir ge­ce rü­ya­sın­da şun­la­rı  gör­müş­tü; Gök­yü­zü­nü dol­du­ran ser­çe­ler her­ke­se  sal­dı­rı­yor­du. Ba­ba­sı Der­viş Os­man Efen­di oğ­lu­na  sal­dı­ran­la­rı var­gü­cüy­le de­fet­me­ye ça­lı­şı­yor­du. Fa­kat  on­lar­dan bi­ri fır­sat bu­la­rak kü­çük İb­ra­him Hak­kı’nın  kol­tu­ğu­nun al­tı­na so­ku­lu­ver­di. Kor­ku ve he­ye­can ile uya­nan  İb­ra­him Hak­kı, gör­dü­ğü kor­ku­lu rü­ya­yı pe­de­ri­ne an­lat­tı ve  ken­di­si­ne, kol­tu­ğu­nun al­tın­da be­li­ren iz­le­ri gös­ter­di.  Oğ­lu­nun Ve­ba has­ta­lı­ğı­na ya­ka­lan­dı­ğı­nı gö­ren Mol­la Os­man  Efen­di çok üzül­dü. Git­gi­de şid­det­le­nen bu has­ta­lık, İb­ra­him  Hak­kı’yı hal­den dü­şür­dü. Beş gün hal­siz ve bit­kin ola­rak ya­ta­ğa  mah­kum et­ti. Has­ta­lı­ğı­nın al­tın­cı gü­nün­de göz­le­ri­ni açan  İb­ra­him Hak­kı, ba­şu­cun­da, ba­ba­sı­nın ağ­la­mak­ta, Haz­ret-i  Fa­ki­rul­lah’ın ise otur­muş dua et­mek­te ol­du­ğu­nu gör­dü,  du­ası­nı ta­mam­la­yan Şeyh Haz­ret­le­ri, Mol­la Os­man Efen­di­ye  dö­ne­rek gü­lüm­se­di ve:</p>
<p>- “İb­ra­him’in ece­li gel­miş­ti. An­cak Ce­nab-ı Mev­la onu  ye­ni­den can­lan­dır­dı” di­ye ken­di­si­ni müj­de­le­di… Haz­ret-i  Şey­hin him­me­tiy­le ve­ba has­ta­lı­ğın­dan kur­tu­lan İb­ra­him  Hak­kı Haz­ret­le­ri, Ma­ri­fet­na­me­sin­de bu ha­ki­mâ­ne ke­ra­me­ti  an­la­tır­ken şöy­le di­yor:</p>
<p>“İş­te o an­dan iti­ba­ren ca­nım ha­yar, cis­mim şi­fa ve kal­bim se­fa bul­du…” ve şey­hi­ne hi­ta­ben:</p>
<p>“Umr-i me­zi­dim­sin” di­ye­rek ha­ya­tı­nın Ce­nab-ı Al­lah  ta­ra­fın­dan ba­ğış­lan­ma­sı­na şey­hi­nin ve­si­le ol­du­ğu­nu  bil­has­sa ifa­de edi­yor…</p>
<p><strong>NA­ZIM</strong></p>
<h3><img class="alignright" src="http://tillom.com/wp-content/gallery/tillo-resimleri/dscn1253.jpg" alt="dscn1253" width="294" height="389" /></h3>
<p>Sen ayn-u eyâ­nım­sın,<br />
Vâ­rım da sen (sen­sin) ey rû­hi…<br />
Bel rûh-i re­va­nım­sın,<br />
Yâ­rim de sen ey rû­hi…<br />
Sen baht-i sâ­idim­sin,<br />
Hem va’du-u va­îdim­sin,<br />
Bel (hat­ta) umr-i me­zî­dim­sin,<br />
Kâ­rım da sen ey rû­hi…<br />
Sen câ­nu ci­hâ­nım­sın,<br />
Hem emn-u emâ­nım­sın,<br />
Bel genc-i ni­ha­nım­sın,<br />
Dâ­rim’de sen ey rû­hi…<br />
Sen râ­hat-i rû­hum­sun,</p>
<p>Hem feth-u fu­tû­hum­sun,<br />
Bel câ­mi sa­bû­hum­sun,<br />
Gâ­rım da sen ey rû­hi….<br />
Sen Kard-u Be­râ­tım­sın,<br />
Hem âb-i ha­yâ­tım­sın…<br />
Bel ayn-i ne­câ­tım­sın,<br />
Bâ­rım’da sen ey rû­hi…<br />
Sen zevk-u hu­dû­rum­sun,<br />
Hem hüzn-u sü­rû­rum­sun,<br />
Bel göz­de­ki nu­rum­sun,<br />
Nâ­rım da sen ey rû­hi…<br />
Hak­ki de­di der­vi­şim,<br />
Fer­yâd! ki dil riy­şim,<br />
İm­dât! ki bi hiy­şim</p>
<p>Câ­rim de sen ey rû­hi.</p>
<h3>İkin­ci­si:</h3>
<p>Bir son­ba­har mev­si­miy­di. O gü­nün</p>
<p>ida­re­si­ne kar­şı  ita­at­siz­lik ya­pan Şir­van bey­le­ri­nin (Kor­mas) de­ni­len kü­çük  ka­le­si, Van’dan bin ne­fer as­ker­le ge­len pa­şa ta­ra­fın­dan  ku­şa­tıl­mış­tı. Pa­şa ka­le­yi top ate­şi­ne tut­mak niy­ye­tin­de  idi. Bu­nu öğ­re­nen Şir­van Be­yi, Haz­ret-i Fa­ki­rul­lah’a ha­ber  gön­de­re­rek pa­şa­ya ma­ni ol­ma­sı için is­tir­ham­da bu­lun­du.  Haz­ret-i Fa­ki­rul­lah pa­şa­ya bir mek­tup gön­de­re­rek ma­sum hal­ka  mer­ha­met gös­ter­me­si­ni, bağ ve bah­çe­le­ri­ni  yağ­ma­la­ma­ma­sı­nı, be­yin ce­za­sı var­sa baş­ka bir va­ki­te  er­te­le­me­si­ni is­te­di.</p>
<p>Pa­şa, Şeyh’in tav­si­ye­si­ne al­dır­ma­ya­rak:</p>
<p>- “Ben sul­ta­nın em­riy­le gel­mi­şim, ka­le­yi yok et­me­li­yim” de­di ve top­çu­la­rı­na ateş em­ri ver­di.</p>
<p>Ne var ki ağır top, ka­le­yi dö­ve­rek ge­ri tep­ti ve par­ça­lan­dı.  Bir par­ça­sı da pa­şa­nın atı­na isa­bet ede­rek öl­dür­dü. Ar­dın­dan  da, bü­yük ve­li­si için gay­re­te ge­len Ce­nab-ı Al­lah, iki sa­at  bo­yun­ca pa­şa ve as­ker­le­ri üze­ri­ne iri ta­ne­li do­lu yağ­dır­dı.  Do­lu­nun sert şa­ma­rın­dan ka­çı­şan at­la­rı­nı ya­ka­la­mak  der­diy­le da­ğı­lan as­ker­le­rin ça­dır­la­rı­nı da, bir an­da  ka­ba­rıp bü­yü­yen sel­ler alıp gö­tür­dü…</p>
<p>Bu fe­ci tab­lo­yu gö­ren pa­şa­nın ak­lı geç ba­şı­na gel­miş­ti.  As­ker­le­ri­ni ora­da bı­ra­ka­rak bir ata at­la­dı ve se­kiz pi­ya­de  eş­li­ğin­de Til­lo’nun yo­lu­na ko­yul­du. Ak­şam üze­ri Til­lo’ya  va­ran pa­şa, özür di­le­mek üze­re Şeyh Haz­ret­le­ri­nin hu­zu­ru­na  gir­di. Bir müd­det ayak üs­tü du­ra­rak Şey­hin il­ti­fa­tı­nı  bek­le­di. An­cak, yü­ce ve­liy­yul­lah, kan-ter için­de ka­lan pa­şa­ya  yüz ver­me­di sa­de­ce “Ey za­lim, Ce­nab-ı Al­lah’tan kor­mu­yor  mu­sun?” di­ye hi­tap et­ti. Onun ha­li­ne acı­yan mol­la Os­man Efen­di  el işa­re­tiy­le dı­şa­rı çık­ma­sı­nı söy­le­di.</p>
<p>Şeyh’in hey­be­ti kar­şı­sın­da, ezil­mek­ten kur­tul­mak is­te­yen  pa­şa Mol­la Os­man’ın işa­re­ti üze­ri­ne he­men oda­dan dı­şa­rı  çık­tı. Ra­hat bir ne­fes alıp te­ri­ni sil­di. Ba­şın­dan ge­çen­le­ri  ora­da ha­zır bu­lu­nan ce­ma­ate bir­bir an­lat­tı. Bü­yük mür­şi­din  hak­kın­da ise şun­la­rı iti­raf et­ti:</p>
<p>- “Çok hey­bet­li sul­tan­la­rın hu­zu­run­da bu­lun­dum. An­cak bu  Ve­li­yul­lah ka­dar me­hâ­bet­li bi­riy­le kar­şı­laş­ma­mış­tım…”</p>
<p>Pa­şa, ge­ce­yi Til­lo’da ge­çir­di, er­te­si gü­nün sa­ba­hı yap­tık­la­rı­na bin piş­man, as­ker­le­ri­nin ya­nı­na dön­dü…</p>
<h3>Üçün­cü­sü:</h3>
<p>Bir gün, de­lir­miş bir bey, otu­za va­ran bir grup hiz­met­çi­siy­le  Haz­ret-i Şey­hin zi­ya­re­ti­ne ge­ti­ril­di. Bey, izin al­mak­sı­zın,  per­va­sız­ca Haz­ret-i Şeyh’in oda­sı­na gir­di ve ona şöy­le hi­tab  et­ti:</p>
<p>- “Gü­zel ca­nım… Se­ni na­sıl bu­la­bi­le­ce­ği­mi me­rak  edi­yor­dum. Oy­sa ki bu­ra­da­sın. Ar­tık ne du­ru­yo­rum? Al­lah’ı  se­vi­yor­san kalk en­da­mı­nı gö­re­yim de sa­na şu ca­nı­mı fe­da  ede­yim.”</p>
<p>Haz­ret-i Şeyh Al­lah’ın ism-i şe­ri­fi­ni işi­tir işit­mez aya­ğa  kalk­tı, de­li bey de ayak­la­rı­na ka­pa­nıp ba­yıl­dı. Haz­ret-i Şeyh  hiz­met­çi­le­ri­ne be­yi mi­sa­fir oda­sı­na gö­tü­rüp ora­da  ya­tır­ma­la­rı­nı, üze­ri­ne de al­tı yor­gan ört­me­le­ri­ni  söy­le­di. Hiz­met­çi­ler şey­hin em­ri üze­ri­ne be­yi mi­sa­fir  oda­sı­na ala­rak ya­tır­dı, üze­ri­ne de al­tı yor­gan ört­tü. Alt­mış  gün­den be­ri uyu­ya­ma­yan de­li bey, al­tı yor­gan al­tın­da tam al­tı  sa­at uyu­ya kal­dı. Uya­na­ca­ğı vak­tin gel­di­ği­ni fark eden  Haz­ret-i Şeyh’in bir mik­tar ku­ru üzü­mün üze­ri­ne oku­yup  üfür­dü­ğü­nü gör­dü. Haz­ret-i Şeyh oku­ma­sı­nı ta­mam­la­yın­ca  İb­ra­him Hak­kı’ya dö­ne­rek, de­li be­yin ya­nı­na git­me­si­ni,  uya­nın­ca da ne­yi is­te­ye­cek­se ge­lip ona gö­tür­me­si­ni ten­bih  et­ti. İb­ra­him Hak­kı, oda­ya gi­rer gir­mez be­yin uyan­ma­sıy­la  kar­şı­laş­tı. Ken­di­si­ne:</p>
<p>- “Şey­hin ya­nın­da­ki ku­ru üzüm­le­ri is­ti­yo­rum” di­ye hi­tap  eden be­yin söz­le­ri­ne hay­ret eden İb­r</p>
<p>a­him Hak­kı şey­hin ya­nı­na  ge­ri dön­dü, be­yin ku­ru üzüm is­te­di­ği­ni söy­le­di ve üzüm do­lu  ta­ba­ğı alıp ona ge­tir­di. Bey ta­ba­ğı İb­ra­him Hak­kı’dan kap­tı­ğı  gi­bi üzüm­le­ri avuç avuç ağ­zı­na dol­du­rup ye­me­ye baş­la­dı.</p>
<p>Ar­tık de­li bey iyi­liş­miş­ti. Alt­mış gün­den be­ri bir farz  na­maz kıl­ma­dı­ğı hal­de, ab­dest al­dı ve o gün­kü öğ­le na­ma­zı­nı  kıl­dı. Haz­ret-i Şey­hin mü­ba­rek ne­fe­siy­le iyi­le­şen de­li bey,  ge­ce­si­ni Mol­la Os­man’ın ya­nın­da ge­çir­di. Er­te­si gün evi­ne  dön­mek üze­re ve­da­laş­tı. An­cak hi­ca­bın­dan, Haz­ret-i Şey­hin  hu­zu­ru­na va­ra­ma­dı­ğın­dan ka­pı­sı­nın eşi­ği­ni öp­tü ve  Til­lo’dan öy­le­ce ay­rıl­dı…</p>
<h3>Dör­dün­cü­sü:</h3>
<p>Haz­ret-i Şeyh’in ak­ra­ba­la­rın­dan olan Ab­bas Efen­di, bir gün  onun gıy­be­ti­ni yap­mış, kö­tü söz­ler sar­fet­miş­ti. Ama bu  ha­ka­re­ti, ağ­zı­nın eği­le­rek sol ku­la­ğı­na ya­pış­ma­sıy­la  pa­ha­lı öde­di. Bu mu­si­bet­ten kur­tu­la­bil­me­nin tek yo­lu, va­rıp  Haz­ret-i Şeyh’in aya­ğı­na ka­pan­mak ve ken­di­sin­den özür di­le­mek  ol­du­ğu­nu bi­len Ab­bas Efen­di is­ter is­te­mez hu­zu­ru­na gel­di.  Fel­ce uğ­ra­mış eğik ağ­zıy­la an­la­şı­la­ma­yan bir ta­kım laf­lar  eti. Ak­ra­ba­sı­nın bu acı­na­cak ha­li­ni gö­ren şef­kat um­ma­nı  Haz­re­ti Şeyh ağ­la­ma­ya baş­la­dı. Ken­di­si­ne dua et­ti. Fa­ti­ha-i  Şe­ri­fe­yi oku­du ve mü­ba­rek avu­cu­nu onun de­ğiş­miş su­ra­tı­na  sür­dü. Ce­nab-ı Mev­la, Haz­ret-i Şey­hin yü­zü hür­me­ti­ne ağ­zı­nı  es­ki ha­li­ne ge­tir­di…</p>
<p>Bu du­rum kar­şı­sın­da çok mah­cup ka­lan Ab­bas Efen­di, Haz­ret-i  Şeyh’in aya­ğı­na ka­pa­na­rak af di­le­me­ye baş­la­dı: “Aman Şey­him…  Be­ni af­fet, dün ak­şam, şa­nı­na la­yık ol­ma­yan bir sü­rü laf  et­tim. Ge­ce uyu­yun­ca da ga­ib’den ge­len sert bir şa­mar ağ­zı­mı bu  ha­le ge­tir­di. Bun­dan böy­le bu çir­kin ha­re­ket­le­ri  tek­rar­la­ma­ya­ca­ğı­ma söz ve­ri­yo­rum, tev­be edi­yo­rum…”</p>
<p>Haz­ret-i Şeyh hilm ile ken­di­si­ne şu ce­va­bı ver­di:</p>
<p>- “Hak­kı­mız var­sa sa­na he­lal ol­sun. Mev­lam se­ni hi­da­ye­te  er­dir­sin. Sa­kın sa­kın kim­se­nin gıy­be­ti­ni yap­ma. Çün­kü bir  mü’mi­nin di­ğer mü’min kar­de­şi­nin ar­dın­dan hoş­lan­ma­ya­ca­ğı  söz­ler et­me­si, di­ni­miz­ce ha­ram kı­lın­mış­tır. He­le bi­zim gi­bi  aciz kul­la­rın yü­ce sa­hi­bi, şüp­he­siz aziz-i zun­ti­kam­dır…”</p>
<h3>Be­şin­ci­si:</h3>
<p>Bir gün, Şeyh Haz­ret­le­ri­ne ha­ka­ret ve iti­raz et­mek üze­re,  Til­lo’ya ya­kın bir köy­den ha­fı­zul Kur’an ve alim bir şa­hıs gel­di.  Şey­hin hu­zu­ru­na va­rıp otur­du ve ken­di­si­ne şu so­ru­yu  yö­nelt­ti:</p>
<p>- “Ya Şeyh… Sen ni­çin ca­mi­ye git­mez­sin?” Hilm der­ya­sı Şeyh Haz­ret­le­ri ona şu kar­şı­lı­ğı ver­di:</p>
<p>- “Ya ha­fız… Bu oda­mı mes­cid niy­ye­tiy­le yap­tır­mı­şım,” ha­fız tek­rar:</p>
<p>- “Ni­çin ce­ma­atin se­va­bı­na ta­lib ol­maz­sın?” de­di. Haz­ret-i Şeyh yi­ne rıfk ile şu ce­va­bı ver­di:</p>
<p>- “Gü­nün beş vak­tin­de de ev­lad ve ah­bap­la na­ma­zı­mı­zı ce­ma­at­le kı­la­rız.”</p>
<p>Tek­rar:</p>
<p>- “Ni­çin ezan-ı Mu­ham­me­di­ye ica­bet et­mez­sin?” de­di. Şeyh yi­ne rıfk ile:</p>
<p>- “Şu kü­çük taş, mes­ci­di­min mi­na­re­si­dir. Ezan  va­kit­le­rin­de üs­tü­ne çı­kıp ezan oku­mam­la Ezan-ı Mu­ham­me­di­ye  ica­bet ede­rim. Cu­ma na­ma­zı­nı ise gi­der ca­mi­de kı­la­rım”  ce­va­bı­nı ver­di.</p>
<p>So­ru­la­rı­nın ar­dı­nı kes­mek is­te­me­yen ha­fız tek­rar:</p>
<p>- “Ni­çin da­ha ka­la­ba­lık olan ce­ma­atin se­va­bı­nı  is­te­mez­sin?” di­ye sor­du. Haz­ret-i Şeyh yi­ne te­bes­süm ede­rek şu  kar­şı­lı­ğı ver­di:</p>
<p>- “Ku­yu ha­di­se­sin­den son­ra dı­şa­rı çı­kın­ca hu­zu­rum  ka­çı­yor. Bnun için ma­zu­rum. Uma­rım ki, Ce­nab-ı Hak be­ni o  se­vap­tan da mah­rum et­mez ve in­şa­al­lah et­me­ye­cek. zi­ra  Haz­re­ti Re­su­lul­lah (sav) Efen­di­miz bir Ha­dis-i Şe­ri­fin­de  şöy­le bu­yur­muş: “Mü’mi­nin (gü­zel) niy­ye­ti ame­lin­den  ha­yır­lı­dır.”</p>
<p>Mağ­rur ha­fız so­ra­cak su­al kal­ma­yın­ca had­di­ni bil­me­den  ay­nı gün tek­rar kö­yü­ne dön­dü. Er­te­si gün uya­nın­ca, Kur’an-ı  Ke­rim baş­ta ol­mak üze­re bü­tün il­mi ken­di­si­ne  unut­tu­rul­muş­tu. İkin­ci gün ab­dest al­ma­yı unut­tu, üçün­cü gün  ise iki gö­züy­le gör­mez ol­du. O gü­nü bin­bir zah­met­le ge­çi­ren  mağ­rur ha­fız, er­te­si gün Haz­ret-i Şeyh’in zi­ya­re­ti­ne  gö­tü­rül­me­si­ni is­te­di ve üç köy­lü­süy­le Til­lo’ya gel­di. Ol  şef­kat­li sul­tan ken­di­si­ni iki göz­den kör ol­du­ğu­nu gö­rün­ce  bir tür­lü göz yaş­la­rı­na ha­kim ola­ma­dı. El­le­ri­ni kal­dı­ra­rak  yü­ce mev­la­dan, bu za­ta şi­fa bah­şet­me­si için ni­yaz ve  ta­zar­ru­da bu­lun­du. Du­ası­nı ta­mam­la­dık­tan son­ra mü­ba­rek  avu­cu­nu göz­le­ri­nin üze­rin­den ge­çir­di. Tak­dir-i ila­hiy­le o  an­da göz nu­ru­na ye­ni­den ka­vu­şan Ha­fız Efen­di, ga­yet  mah­cu­ba­ne bir ta­vır­la Şeyh Haz­ret­le­rin­den af di­le­di. Şeyh  Haz­ret­le­ri ise şu kar­şı­lı­ğı ve­re­rek onu te­sel­li et­ti:</p>
<p>- “Sen hak­kı söy­le­din, em­ri bil­ma­ruf et­tin…”</p>
<p>Ha­fız Efen­di ar­tık bu bü­yük ve­li­nin ve­la­ye­ti­ni tak­dir edip  tev­be et­miş­ti. Ge­ce­yi Mol­la Os­ma­nın oda­sın­da ge­çir­di.  Sa­bah­le­yin uyan­dı­ğın­da unut­tu­rul­du­ğu bü­tün il­mi­ne  ka­vuş­tu. Bu se­fer Til­lo’dan, Al­lah’ın ve­li­le­ri­ne kar­şı de­rin  bir sev­giy­le ay­rıl­dı.</p>
<h3>Al­tın­cı­sı:</h3>
<p>Ün­lü bir bey var­dı ki Haz­ret-i Şey­he bü­yük sev­gi ve hür­me­ti  var­dı. Bir gün hiz­met­çi­si­ne bir ke­se gü­müş ve­rip Haz­ret-i  Şeyh’e he­di­ye ola­rak gö­tür­me­si­ni is­te­di. Hiz­met­çi ke­se­yi  ala­rak Til­lo’nun yo­lu­nu tut­tu. Tür­lü tür­lü ha­yal­ler ku­ra­rak  yo­lu­na de­vam eder­ken, bir ara; ya­nı­na va­ra­ca­ğı Haz­ret-i  Fa­ki­rul­lah’ın ger­çek­ten ve­li olup ol­ma­dı­ğın­da te­red­dü­de  ka­pıl­dı. Hat­ta onu tec­rü­be et­me­ye bi­le ka­rar ver­di. Bu  he­ves­le, ken­di­si­ne gö­tü­re­ce­ği ke­se­yi aç­tı, gü­müş  li­ra­lar­dan bi­ri­ni ha­fif­çe işa­ret­le­di ve ken­di ken­di­ne:</p>
<p>- “Şa­yet bu şeyh ger­çek­ten ve­li ise şu işa­ret­le­miş ol­du­ğum gü­müş li­ra­yı ke­se­den alıp ba­na ve­re­cek­tir” de­di.</p>
<p>Til­lo’ya va­rıp Haz­ret-i Şey­hin hu­zu­ru­na çık­tı eli­ni öp­tü.  Be­yi­nin se­lam ve hür­me­ti­ni bil­dir­di. Ve gön­der­di­ği ke­se­yi  ken­di­si­ne tak­dim et­ti. Bi­raz son­ra da kö­yü­ne dön­mek üze­re  Haz­ret-i Şey­hin eli­ni öpe­rek ken­di­siy­le ve­da­laş­tı. İş­te o  es­na­da Haz­ret-i Şeyh eli­ni ke­se­ye koy­du, hiz­met­çi­nin  işa­ret­le­miş ol­du­ğu o gü­müş li­ra­yı al­dı ve ken­di­si­ne he­di­ye  et­ti…</p>
<p>Bu du­rum kar­şı­sın­da utan­cın­dan yü­zü kı­za­ran hiz­met­çi,  sa­mi­mi­yet ve ih­las­la Haz­ret-i Şey­hin eli­ni tek­rar öp­tü ve ona  bes­le­di­ği su-i zan­dan töv­be ede­rek ya­nın­dan ay­rıl­dı…</p>
<h3><a href="http://tillom.com/wp-content/uploads/2010/05/MG_9076.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-213" title="_MG_9076" src="http://tillom.com/wp-content/uploads/2010/05/MG_9076-300x200.jpg" alt="" width="300" height="200" /></a><br />
Ye­din­ci­si:</h3>
<p>Til­lo’da med­fun bü­yük ve­li Haz­ret-i Şeyh Ham­zel­ke­bir’in  so­yun­dan ge­len bir ka­dı­nın, Haz­ret-i Şeyh’e kar­şı  hür­met­siz­li­ği ve su-i zan­nı var­dı. er­kek ço­cu­ğa sa­hip  ol­ma­yan bu ka­dın bir gün rü­ya­sın­da; De­de­le­ri, Şeyh  Ham­zel­ke­bir ve oğ­lu Şeyh İb­ra­him El-Mü­ca­hid Haz­ret­le­ri­nin  bir ta­ra­fa doğ­ru yü­rü­mek­te ol­duk­la­rı­nı gör­dü. Hu­zur­la­rı­na  va­ra­rak ken­di­le­ri­ne ne­re­ye gi­de­cek­le­ri­ni sor­du. On­lar da  Şeyh İs­ma­il Fa­ki­rul­lah Haz­ret­le­ri­nin zi­ya­re­ti­ne  gi­de­cek­le­ri­ni, çün­kü onun bü­yük bir ve­liy­yul­lah, şeyh­le­rin  sul­ta­nı, as­rı­nın Gavs-i azam’ı ve Al­lah ka­tın­da şa­nı bü­yük bir  ve­li ol­du­ğu­nu söy­le­ye­rek ken­di­sin­den, bir da­ha onun  hak­kın­da su-i zan yap­ma­ma­sı­nı is­te­di­ler. Ay­rı­ca va­kit  kay­bet­me­den hu­zu­ru­na va­rıp tev­be et­me­si­ni, bir de er­kek  ço­cu­ğa sa­hip ol­ma­sı için ıs­rar­la ken­di­sin­den dua  is­te­me­si­ni tav­si­ye et­ti­ler…</p>
<p>Bü­yük bir se­vinç­le uya­nan ka­dın, Haz­ret-i Şeyh’in ya­nı­na  va­rıp gör­dü­ğü rü­ya­yı an­lat­tı ve töv­be ede­rek müs­te­cap  du­ası­nı is­tir­ham et­ti. Haz­ret-i Şeyh de onu af­fet­ti ve  ken­di­si­ne bir er­kek ço­cuk bah­şet­me­si için yü­ce mev­la­sın­dan  ni­yaz­da bu­lun­du Ce­nab-ı Al­lah bu aziz ku­lu­nun du­ası­nı ka­bul  et­ti ve bir müd­det son­ra ge­be ka­lan ka­dı­nın bir er­kek ço­cu­ğu  dün­ya­ya gel­di…</p>
<h3>Se­ki­zin­ci­si:</h3>
<p>Mev­sim son­ba­har­dı. Şeyh Haz­ret­le­ri’nin bul­gur ya­pa­cak­la­rı  üç­yüz ki­le (tak­ri­ben 900 ki­lo) buğ­da­yı ku­rut­mak için dam­la­ra  ser­miş­ler­di. Gök­yü­zü ay­dın­lık, meh­tap­lı bir cu­ma  ge­ce­siy­di. Kü­çük İb­ra­him Hak­kı, mi­na­re­ye çık­mış yat­sı  eza­nı­nı oku­ya­cak­tı. Ba­kar ki kö­yün do­ğu­su­nu kap­ka­ra bir  bu­lut sar­mış, aha­li dam­la­ra çık­mış, ser­miş ol­duk­la­rı  za­hi­re­le­ri­ni top­la­mak­ta ace­le et­mek­te­dir­ler. Eza­nı oku­yup  ace­ley­le mi­na­re­den in­di ve bul­gur­la­rı top­la­mak üze­re ev  hal­kı­nın yar­dı­mı­na koş­tu. An­cak Şeyh Haz­ret­le­ri­nin cüm­le  ev­lad ve hiz­met­çi­le­ri­ni ca­mi­nin ka­pı­sın­da bu­lun­ca on­la­ra:</p>
<p>- “Ba­kın yu­ka­rı ma­hal­le­nin bü­tün sa­kin­le­ri yağ­mur  yağ­ma­dan, dam­la­ra ser­dik­le­ri za­hi­re­le­ri­ni top­la­mak­la  meş­gul­dür” de­di. On­lar ise şu kar­şı­lı­ğı ver­di­ler:</p>
<p>- “Biz de öy­le yap­mak is­te­dik, an­cak Şeyh Haz­ret­le­ri bi­zi alı­koy­du ve:</p>
<p>- “Bul­gu­ru da yağ­mu­ru da bir ta­ra­fa bı­ra­kıp ca­mi­ye gi­din  ve mü­ba­rek cu­ma ge­ce­si­ni zi­kir­le ta­zim edi­niz…” de­di. Bu­nun  üze­ri­ne hep bir­lik­te ca­mi­ye gi­dip av­lu­da al­tın yıl­dız­lar­la  süs­len­miş gök­kub­be­nin al­tın­da yat­sı na­ma­zı­nı eda et­ti­ler.  Na­maz­dan son­ra gök­yü­zü­ne ba­kan İb­ra­him Hak­kı, yağ­mur yük­lü  ka­ra bu­lu­tun iki­ye bö­lün­dü­ğü­nü, Ay’ın Til­lo’yu kıb­le  ta­ra­fın­dan ay­dın­lat­tı­ğı­nı, an­cak kö­yün çev­re­si­ni sa­ran  ka­ra bu­lu­tun ağır yü­kü­nü bı­rak­ma­ya de­vam et­ti­ği­ni gör­dü.  Til­lo’nun üze­rin­de zer­re ka­dar bu­lut yok­ken çev­re­sin­de o  ka­dar şid­det­li yağ­mur yağ­mış­tı ki, et­raf köy­ler­den sel­ler  git­miş­ti… Böy­le­ce Ce­nab-ı Al­lah bu köy hal­kı­na Ay ay­dın­lı­ğı  ih­san edip o aziz ku­lu­na bü­yük ik­ram ve ih­san­da bu­lun­du.</p>
<h3>Do­ku­zun­cu­su:</h3>
<p>Yaz gün­le­rin­de bir cu­ma ge­ce­siy­di. Der­viş Os­man Efen­di  mü­ra­ka­be­ye dal­mış­tı… He­nüz on­dört yaş­la­rın­da olan İb­ra­him  Hak­kı ise uyu­muş­tu. Rü­ya­sın­da bir­den faz­la at­lı ve ya­ya  as­ke­rin Til­lo’ya gel­di­ği­ni, at­la­rın­dan inip har­man ye­ri­ne  (İb­ra­him Hak­kı İl­ko­ku­lu­nun bu­lun­du­ğu mey­dan)  top­lan­dık­la­rı­nı gö­rü­yor­du. Her bi­ri iki adam bo­yun­da olan bu  ya­ban­cı­la­rın bir kıs­mı şeyh kı­ya­fe­tin­de, di­ğer kıs­mı ise alim  kı­lı­ğın­da idi­ler. At­la­rı­nı ve eş­ya­la­rı­nı ora­da bı­ra­kıp  Şeyh Haz­ret­le­ri­nin zi­ya­re­ti­ne gel­di­ler ve hal­ve­ti­nin  ka­pı­sın­da saf saf di­zil­di­ler. İb­ra­him Hak­kı bu bü­yük ce­ma­ati  te­ma­şa eder­ken ka­pı­nın sa­ğın­da bu­lu­nan saf­tan bi­ri eği­lip  onu ku­ca­ğı­na al­dı, te­bes­süm­le öp­tü ve so­lun­da du­ran­nı  ku­ca­ğı­na uzat­tı. Böy­le­ce se­ki­zin­ci za­ta ka­dar ku­cak­tan  ku­ca­ğa do­laş­tı­rıl­dı. O da ken­di­si­ni şef­kat­le öp­tük­ten  son­ra eği­lip hal­ve­tin ka­pı­sın­dan bak­tı ve onu ye­re in­dir­di.  İb­ra­him Hak­kı ka­pı­yı açık bu­lun­ca içe­ri gir­di. İçer­de  Haz­ret-i Şey­hin hu­zu­run­da se­kiz ih­ti­yar muh­te­rem zat  bu­lu­nu­yor­du. Da­ha ön­ce kat’i su­ret­te kim­se­ye aya­ğa  kalk­ma­yan Haz­ret-i Şeyh bu zat­la­rı ayak­ta kar­şı­la­mış,  cüm­le­siy­le ku­cak­la­şıp mu­sa­fa­ha edi­yor­du. Gör­dü­ğü man­za­ra  kar­şı­sın­da hay­ret­ler için­de ka­lan İb­ra­him Hak­kı, o es­na­da  uyan­dı…</p>
<p>Rü­ya­nın lez­ze­ti ade­ta ca­nı­na can kat­mış­tı. Rü­ya­sı­nı  kar­şı­sın­da mu­ra­ka­be­ye dal­mış ba­ba­sı Os­man Efen­di’ye  an­lat­tı. Me­ğer bu ha­di­se ol ve­liy­yul­la­ha bir va­kıa ol­muş,  ken­di­le­ri­ni gö­rü­yor ve söz­le­ri­ni işi­ti­yor­du ki oğ­lu­na  şun­la­rı ten­bih et­ti:</p>
<p>- “Oğ­lum, her ne ka­dar bu rü­ya sa­na gö­re gayb’tır la­kin şu  an­da bir şey ko­nuş­ma. Çün­kü ru­ha­ni­ler kar­şı­sın­da ayıp  ola­cak.” Bu es­ra­ren­giz olay sa­ba­ha ka­dar de­vam et­ti. Er­te­si  gün cu­ma na­ma­zı­nı kıl­dık­tan bir sa­at son­ra İb­ra­him Hak­kı  hal­ve­tin ka­pı­sı­nın önün­de du­rur­ken Si­irt yö­nün­de kır at­lı ak  sa­kal­lı bir za­tın gel­di­ği­ni gör­dü. Ya­nı­na va­rın­ca atın­dan  inip İb­ra­him Hak­kı­nın eli­ni öp­tü. İb­ra­him Hak­kı onu  ta­nı­mı­yor­du. Sey­yid Ham­za is­min­de olan bu zat ise, onu  ta­nı­mış­tı. Sey­yid Ham­za Şeyh Haz­ret­le­ri­nin hal­ve­ti­ne  git­me­den ön­ce ge­tir­di­ği he­di­ye­siy­le İb­ra­him Hak­kı’yı  şey­hin hal­ve­ti­ne gön­de­re­rek zi­ya­ret iz­ni is­te­di. İb­ra­him  Hak­kı izin alıp ge­ri dön­dü ve bir­lik­te Haz­re­ti Şeyh’in  hu­zu­ru­na gir­di­ler. Hz. Fa­ki­rul­lah Sey­yit Ham­za’nın se­la­mı­nı  alıp il­ti­fat et­ti. Ken­di­si­ne ilk sö­zü şu ol­du:</p>
<p>- “Ya Sey­yid Ham­za… Bu Cu­ma ge­ce­si bi­ze çok mi­sa­fir  gel­miş­ti…” Onun bu hi­ta­bı­na hay­ret eden Sey­yid bir müd­det şevk  ve vecd­le ağ­la­yıp dur­du. Da­ha son­ra da sec­ca­de­si­ni öpüp  İb­ra­him Hak­kıy­la bir­lik­te Mol­la Os­man Efen­di’nin oda­sı­na  dön­dü. Gör­dük­le­ri­ni Mol­la Os­man Efen­di­ye an­lat­ma­ya  baş­la­dı:</p>
<p>- “Ben Si­irt eş­ra­fın­dan Sey­yid Ham­za­yım. Bu ya­şı­ma ka­dar  Til­lo’yu gör­me­miş ve Şeyh Haz­ret­le­ri’nin zi­ya­ret dev­le­ti­ne  ere­me­miş­tim. Ta ki bu ge­ce rü­yam­da şun­la­rı gör­düm: Beş­yü­ze  va­ran yü­zü nur­lu, at­lı ve beş­yüz­den zi­ya­de uzun boy­lu ya­ya  ev­li­ya as­ke­ri­ne Si­irt vi­la­ye­ti ön­le­rin­de ka­rı­şıp bu  dev­let­li­nin zi­ya­re­ti­ne gel­dim. Til­lo’yu ve yo­lu­nu rü­ya­da  gör­mek­le ta­nı­dım bil­dim. Vak­ta­ki bu ev­li­ya as­ker­ler har­man  ye­ri­ne var­dı­lar, cüm­le­si bu azi­zin hal­ve­ti­ne gi­rip  ken­di­si­ni zi­ya­ret et­ti­ler. Ba­na da­hi pi­ya­de­ler­le zi­ya­ret  sı­ra­sı gel­di. Ay­rı­ca hal­ve­tin sa­ğın­da saf du­ran ve  ve­li­le­rin ku­ca­ğın­da iş­te şu ço­cu­ğu da (İb­ra­him Hak­kı)  gör­düm ki onu bir­bi­ri­ne alıp ve­ri­yor ve öpü­yor­lar.  Ku­cak­la­rın­dan in­dir­dik­ten son­ra Şeyh’in hal­ve­ti­ne gir­di­ler.  Ben de o es­na­da ka­pı­da du­rur­ken gön­lüm iman lez­ze­tiy­le  dol­muş bir hal­de uyan­dım…</p>
<p>… Cu­ma na­ma­zı­nı kı­lıp atı­ma at­la­dım, ge­ce rü­ya­da  ka­tet­ti­ğim yol­la doğ­ru­ca Til­lo’ya var­dım. Yo­lu hiç kim­se­ye  sor­ma­dan bu­ra­ya gel­dim ve siz­le­ri bi­lip ta­nı­dım. Gör­dü­ğüm  rü­ya­yı Haz­ret-i Şeyh’e an­lat­mak ve ona bu­gün­den iti­ba­ren mü­rid  ol­mak üze­re zi­ya­re­ti­ne gel­dim. An­cak o aziz, ben ko­nuş­ma­dan  ev­vel şun­la­rı söy­le­di: ‘Ya Sey­yid Ham­za… Bu cu­ma ge­ce­si bi­ze  çok mi­sa­fir gel­miş­ti’… süb­ha­nal­lah, bu zat is­mi­mi ve na­mı­mı  ner­den bi­li­yor, gör­dü­ğüm rü­ya na­sıl olur da ken­di­si­ne  ayan-ha­ki­kat olur?…</p>
<p>Sey­yid Ham­za’nın bu ka­dar hay­ret edi­şi­ne kar­şı Mol­la Os­man Efen­di şu ce­va­bı ver­di:</p>
<p>- “Gör­dü­ğün rü­ya­nın ay­nı­sı­nı da be­nim şu kü­çük oğ­lum  gör­müş. Fa­kat avam ta­ba­ka­nın gör­dü­ğü rü­ya­la­ra ha­vass-i  ev­li­ya mü­şa­he­de ile er­miş­tir. Hak Te­âlâ her ku­lu­na  mer­te­be­si­ne gö­re ni­met­ler ver­miş­tir…”</p>
<h3>Onun­cu­su:</h3>
<p>Yaz gün­le­ri­nin bi­rin­de Şeyh Ali Efen­di is­min­de ih­ti­yar bir  Suh­ran­lı, el­li iki mü­ri­di ile Bey­tul­la­hın zi­ya­re­tin­den  dö­ner­ken Til­lo’ya va­rıp Haz­ret-i Şeyh’in zi­ya­re­ti­ne gel­di.  Kuş­luk vak­ti hu­zu­ru­na var­dı. Se­lam ver­me­den el öp­me­den ve  hat­ta mü­su­fa­ha bi­le yap­ma­dan ses­siz se­da­sız ba­şı­nı önü­ne  eğip edep üze­re öğ­le­ye dek Haz­ret-i Şeyh’in hu­zu­run­da otu­rup  dur­du. Öğ­le na­ma­zı­nı da bir­lik­te eda et­tik­ten son­ra yi­ne  se­lam ver­me­den ve ve­da­laş­ma­dan o azi­zin ya­nın­dan ay­rı­la­rak  Mol­la Os­man Efen­di’nin oda­sı­na gel­di. Ge­ne se­lam ve ke­lam  et­me­den ba­şı­nı mu­ra­ka­be ale­mi­ne doğ­ru önü­ne eğe­rek bağ­daş  kur­du ve ikin­di vak­ti­ne dek Mol­la Os­man Efen­di’nin kar­şı­sın­da  ken­di­siy­le mü­ra­ka­be kıl­dı. Mol­la Os­man Efen­di bu Pir’e ta­zim  ve say­gı gös­te­re­rek iti­na ile hiz­me­tin­de bu­lun­du if­tar  vak­ti, ih­ti­yar ol­ma­sı­na rağ­men oru­cu­nu, her ye­mek­ten bi­rer  ka­şık ala­rak boz­du. Ge­ce­yi de ses­siz se­da­sız Mol­la Os­man ile  bir­lik­te hüc­re­si­nin da­mın­da meh­tap ay­dın­lı­ğın­da sa­ba­ha  ka­dar ten­ha­ca, mü­ra­ka­be ok­ya­nu­su­na da­la­rak ih­ya et­ti­ler.  Sa­bah­le­yin va­rıp tek­rar Haz­ret-i Şey­hin hu­zu­ru­na gir­di. Yi­ne  ses­siz se­da­sız bir lah­za otur­du ve ay­rıl­mak üze­re aya­ğa  kalk­tı. Haz­ret-i Şeyh de bu aziz mi­sa­fi­ri­ni ik­ram ede­rek aya­ğa  kalk­tı ve ayak üs­tü ken­di­si­ne bir sü­re dua et­ti. Haz­ret-i  Şeyh’in du­asın­dan son­ra Şeyh Ali Efen­di onun mü­ba­rek eli­ni öp­tü  ve bir şey ko­nuş­ma­dan hal­vet­ten dı­şa­rı çık­tı.</p>
<p>Haz­ret-i Şeyh’in ken­di­si­ne aya­ğa kalk­tı­ğı­nı gö­ren  mü­rid­ler, ik­ram ve say­gı ile eli­ni öpe­rek atı­na bin­dir­di­ler ve  bü­yük bir ih­ti­ram­la har­man mey­da­nı­na ka­dar uğur­la­dı­lar.  Mi­sa­fir Şeyh ken­di­si­ni uğur­la­ma­ya ge­len­ler­le at üs­tün­de  ve­da­laş­tı ve mü­rid­le­riy­le bir­lik­te ay­rıl­dı. Ora­dan dö­nen  kü­çük İb­ra­him Hak­kı pe­de­ri Mol­la Os­man Efen­di­nin ya­nı­na  so­ku­la­rak sor­du:</p>
<p>–“Ba­ba­cı­ğım, bu ne şe­kil mi­sa­fir­di? Ge­len bü­tün  mi­sa­fir­ler­den da­ha zi­ya­de iz­zet ve hür­met bul­du.” Ba­ba­sı ise  şu kar­şı­lı­ğı ver­di:</p>
<p>- “Bu mi­sa­fir sa­ir mi­sa­fir­le­re kı­yas olun­maz. O kâ­mil­dir.  Ha­vas olan ev­li­ya­lar­dan olup bir gö­nül sa­hi­bi­dir. Hat­ta bi­zim  Has­sûl Has Efen­di­mi­zin (Haz­ret-i Fa­ki­rul­lah’ın) ha­li­ne ve  şa­nı­na ya­kın ve kâ­bil­dir. Zi­ra bu­yur­du ki:</p>
<p>- “Ben çok uzun za­man­dan be­ri se­ya­hat ede­rek dün­ya­nın bir çok  ye­ri­ni gez­dim. Ve hat­ta dün­ya­nın dört­te bi­ri­ni teş­kil eden  şe­hir, ka­sa­ba ve köy­le­ri ge­zip gör­mü­şüm­dür. El­li yıl­dan  be­ri, şu za­man­da­ki bü­tün ev­li­ya-i ki­ra­mın zi­ya­re­ti­ne  er­dim. Za­hir­de ma­lum ol­ma­yan ve­li­le­ri mec­lis-i mâ­nâ­da  gör­müş­tüm. An­cak bu azi­zi, (Şeyh İs­ma­il Fa­ki­rul­lah  Haz­ret­le­ri­ni) cüm­le­sin­den Al­lah’a da­ha ya­kın ve şa­nı bü­yük  bir Gavs-i azam bil­dim. Vü­cud-i Şe­ri­fi Hak aş­kı­nın ate­şiy­le  yan­mış bul­dum. Onun Hal­ve­ti­ne gi­rip di­da­riy­le mü­şer­ref  ol­duk­tan ve gön­lü­nü gö­züm­le aya­nen açık­ça gör­dük­ten son­ra  se­ya­ha­tim ta­mam olup mu­ra­dı­mı al­dım…” bun­la­rı din­le­yen  İb­ra­him Hak­kı, ba­ba­sı­na:</p>
<p>- “Pe­ki hiç ko­nuş­ma­yan mi­sa­fir, bu hik­met­li söz­le­ri ne  za­man söy­le­di?” di­ye sor­du. Ba­ba­sı ise şu kar­şı­lı­ğı ver­di:</p>
<p>- “Biz­le­r iş­râk-i kü­lub (gö­nül­le­rin yan­sı­ma­sı) ile  ko­nuş­tuk. Hat­ta bu söz­ler­den zi­ya­de bir çok hik­met­ler­le uzun  uzun soh­bet et­tik.”</p>
<h3>On­bi­rin­ci­si:</h3>
<p>Haz­ret-i Şeyh’in Til­lo’dan üç sa­at uzak­lık­ta bir va­di­de  bu­lu­nan kö­yün eh­lin­den bir mü­ri­di var­dı. Ba­ğın­da, sa­ir  üzüm­ler­den yir­mi gün ön­ce ye­ti­şen bir tür üzüm bu­lu­nur­du.  Mü­rid, her yıl bu üzüm­den bir se­pet dol­du­rur, sır­tı­na alır ve  ön­ce Şeyh Haz­ret­le­ri­ne ge­ti­rir­di. O yıl, ade­tin­den bir haf­ta  son­ra gel­di. Ge­cik­me se­be­bi­ni Haz­ret-i Şeyh’e an­la­ta­rak özür  di­le­di.</p>
<p>- “Şey­him… Be­ni ma­ruz gö­rün. Çün­kü ade­tim üze­re yi­ne da­ha  ön­ce ye­ti­şen üzüm­den siz efen­di­mi­ze ge­ti­rir­ken, va­di­de  kar­şı­laş­tı­ğım bir baş­ka kö­yün ço­ba­nı olan bir dos­tum, ıs­rar­la  be­ni su­yun ke­na­rı­na otur­tup şöy­le de­di:</p>
<p>- “Gel şu su ke­na­rın­da se­nin­le bir sa­at soh­bet ede­lim.  Va­li­dey­ni­nin hay­rı­na iki sal­kım üzüm de ver yi­ye­lim.”  ıs­ra­rı­na kar­şı bir çok ma­ze­ret gös­ter­di­ğim hal­de onun­la  ba­şe­de­me­dim. Üzüm­le­ri yi­yip se­pe­ti ya­rı­ya in­dir­dik­ten  son­ra da ba­na nük­te­li nük­te­li şu tah­kir edi­ci söz­le­ri  söy­le­di:</p>
<p>- “Al­lah sa­na mal ver­miş fa­kat akıl ver­me­miş­tir. Za­val­lı  ço­cuk­la­rı­nı mah­rum bı­ra­kıp ken­di ma­lı­nı müs­ta­hak  ol­ma­yan­la­ra bu ka­dar zah­met çek­mek­le gö­tü­rüp ver­men akıl  kâ­rı mı­dır? Şeyh ol­mak mı, yok­sa üzüm bu­la­ma­mak mı zor? Be­nim  gö­züm, sö­zü­mü tu­tup ka­lan şu üzü­mü de bu fa­kir ço­ba­na ver ki,  se­va­bı va­li­dey­ni­nin ca­nı­na değ­sin.” Ka­lan üzü­mü de ben­den  al­dı. Boş se­pe­ti­mi ala­rak kö­ye ge­ri dön­düm. Yo­lum­da­ki  yo­ku­şun ya­rı­sı­na var­mış­tım ki, de­re­den “aman… aman…” di­ye  im­dat se­si gel­di­ği­ni duy­dum. Ge­ri­ye ba­kın­ca bir de ne  gö­re­yim? Kö­pe­ği, ço­ba­nı al­tı­na al­mış, diş­le­ri­ni bo­ğa­zı­na  da­ya­mış­tı. He­men koş­tum ve onu zor be­la az­gın kö­pe­ğin  pen­çe­sin­den kur­tar­dım… Ço­ban be­la­sı­nı kö­pe­ğin­den bul­muş­tu.  Kö­yü­ne ha­ber ver­dim ge­lip onu gö­tür­dü­ler. Ben de bir­lik­te  git­tim. Bir haf­ta sü­rey­le ver­di­ği­miz ba­zı ilaç­lar­la  iyi­leş­tik­ten son­ra tek­rar kö­yü­me dön­düm ve ye­ni­den se­pe­ti­mi  dol­du­ra­rak zi­ya­re­ti­ni­ze gel­dim. İş­te Şey­him… Öz­rüm buy­du,  ka­bul edi­niz…”</p>
<p>Haz­ret-i Şeyh de özü­rü ka­bul ede­rek ken­di­si­ne şu du­ada bu­lun­du:</p>
<p>- “Bi­zim hiz­me­ti­miz için Al­lah sa­na çok azim se­vap ve ha­yır ih­san et­sin.</p>
<p>Al­lah, rı­za­sı­na uy­gun ola­nın yar­dım­cı­sı­dır.”</p>
<p>Kaynak: Tillo Evliyaları ( NUREDDİN SANCAR )</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tillom.com/tillo-evliyalari/ismail-fakirullah-hazretlerinin-kerametleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tillo</title>
		<link>http://tillom.com/tillo-multimedya/tillo.html</link>
		<comments>http://tillom.com/tillo-multimedya/tillo.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 23 May 2010 13:40:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Labilo</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tillo Multimedya]]></category>
		<category><![CDATA[Tillo Tanıtım]]></category>
		<category><![CDATA[tillo]]></category>
		<category><![CDATA[tillo nerede]]></category>
		<category><![CDATA[tillo resimleri]]></category>
		<category><![CDATA[tillo videoları]]></category>
		<category><![CDATA[tillodan resimler]]></category>
		<category><![CDATA[tilloya nasıl gidilir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tillom.com/?p=180</guid>
		<description><![CDATA[Tilloda 2010 Mayıs Tarihinde Çekilmiş Görüntüler.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Tilloda 2010 Mayıs Tarihinde Çekilmiş Görüntüler.<span id="more-180"></span></p>
<p><img class="aligncenter" src="http://img38.imageshack.us/img38/14/mg8dsf867.jpg" alt="" width="500" height="333" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tillom.com/tillo-multimedya/tillo.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Burhaneddin Mücahidi</title>
		<link>http://tillom.com/tillo-evliyalari/burhaneddin-mucahidi.html</link>
		<comments>http://tillom.com/tillo-evliyalari/burhaneddin-mucahidi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 06 Apr 2010 10:16:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Labilo</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tillo Evliyaları]]></category>
		<category><![CDATA[Tillo'dan Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[burhaneddin mücahidi]]></category>
		<category><![CDATA[molla burhan]]></category>
		<category><![CDATA[molla burhan tillo]]></category>
		<category><![CDATA[şeyh burhan tillo]]></category>
		<category><![CDATA[şeyh molla burhan]]></category>
		<category><![CDATA[tillo medresesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tillom.com/?p=171</guid>
		<description><![CDATA[Diyanet İşleri Başkanlığı’na ait ‘Diyanet Dergi’nin şubat 2010 sayısında Tillolu Burhaneddin Mücahidi Hocay Efendiyle  Yaptığı Röportaj. Güneydoğu Anadolu’muzun şirin bir olan Siirt’te, tarih ve coğrafyanın buluştuğu bu güzel mekânda bulunan ve bölge insanımızın saygı duyduğu, yakından tanıdığı bir şahsiyet olarak bize kendinizi kısaca tanıtır mısınız? 1941 yılında Siirt’in Aydınlar ilçesinde doğdum. İmam-Hatiplik’ten emekliyim. Otuz yılı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.tillom.com/wp-content/uploads/2010/04/61064.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-194" title="61064" src="http://localhost/Projeckt/Tillom.com/wp-content/uploads/2010/04/61064.jpg" alt="" width="259" height="243" /></a><a href="http://tillom.com/wp-content/uploads/2010/04/61064.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-194" title="61064" src="http://localhost/Projeckt/Tillom.com/wp-content/uploads/2010/04/61064.jpg" alt="" /></a>Diyanet İşleri Başkanlığı’na ait ‘Diyanet Dergi’nin şubat 2010 sayısında Tillolu Burhaneddin Mücahidi Hocay Efendiyle  Yaptığı Röportaj.<span id="more-171"></span></p>
<p><span style="color: #339966;">Güneydoğu Anadolu’muzun şirin bir olan Siirt’te, tarih ve coğrafyanın buluştuğu bu güzel mekânda bulunan ve bölge insanımızın saygı duyduğu, yakından tanıdığı bir şahsiyet olarak bize kendinizi kısaca tanıtır mısınız?</span></p>
<p>1941 yılında Siirt’in Aydınlar ilçesinde doğdum. İmam-Hatiplik’ten emekliyim. Otuz yılı aşkın görevim sırasında vazifemin vakarını koruyarak Müslümanlara, milletime ve vatanıma hizmet etme gayretinde olduğum ve milletimin birliği ve beraberliği için çalıştığım kanaatindeyim.</p>
<p><span style="color: #339966;">Asırlardır, farklı inanışlar da dâhil olmak üzere huzur içinde beraberce yaşamayı başarmış, birlikte se vinip birlikte üzülmüş bir milletiz.<br />
Bunda İslam’ın ve öngördüğü kardeşlik ve barış yüklü mesajların etkisi nedir?</span></p>
<p>Kur’an-ı Kerim’de birçok ayet-i kerimede kardeşliğin önemine , birlik ve beraberliğin ehemmiyetine işaret edilmiş, müminlerin tefrikaya<br />
düşmemesi konusunda ikazlar yapılmıştır. İslam’dan önce cahiliye döneminde aşırı bir kavmiyetçilik taassubu vardı; ama İslam dini geldiği andan itibaren, kavmiyetçiliği, ırkçılığı, sınıf farklılığını ortadan kaldırıp insanlığa İslam kardeşliğini sundu. Ayrılıkları birliğe, düşmanlıkları dostluğa çevirdi. Nefret tohumlarını çürütüp muhabbet ağacını yeşertti. Peygamber Efendimiz (s.a.s.)’in asrısaadetine baktığımızda, İslam kardeşliğinin bir hayat tarzı olduğunu çok açık bir şekilde görüyoruz. Özellikle hicretten hemen sonra Medine’de Peygamber Efendimiz, ensar ile muhacir arasında hiçbir maddi menfaate dayanmayan bir kardeşlik müessesesi tesis etti. İslam’dan başka hiçbir gücün, Allah’ın kitabından başka hiçbir şeyin bir araya getiremeyeceği, birbirlerine karşı kin ve nefret dolu olan bu kalpler yumuşadı, sevgiyle ve muhabbetle doldu. Bundan böyle bu iki kabile geçmişi unutup kardeşçe birbirine kenetlendiler. Taassup ve kavmiyetçilik başta olmak üzere bütün tuzaklara karşı kardeşlik duvarı ile set çektiler. O gün olduğu gibi bugün de Müslümanların<br />
kardeşlik duvarını, beraberliklerini önlemek için çabalayan kimseler olacaktır. Geçmişte Peygamberimiz (s.a.s.) ve ashabı için toplanıp<br />
Ahzab oluşturdukları gibi, günümüzde de bazıları birliğimizi bozmak için çabalayacaklardır. Müslümanlara her platformda şu mesajı anlat-<br />
malı, içlerine yerleşmesi sağlanmalıdır. Hepimiz bir olan Allah’a, aynı kitaba aynı peygambere iman etmişken, her gün omuz omuza beş defa aynı kıbleye yöneliyorken, ayrılıkların, kin ve düşmanlığın sebebi nedir? İslam’a ve Müslümanlara karşı yürütülen bu hilelerineden göremiyoruz? Bu konuda insanlarımızı mutlaka aydınlatmalıyız. İslam kardeşliğinin yeniden tesisi için, ensar ve muhacir kardeşliğini iyice analiz edip Müslümanlara anlatmalıyız. Özellikle Diyanet İşleri Başkanlığımızın bu konuda özel çaba harcaması gerekmekte dir. Peygamberimiz (s.a.s.)’in Medine’ye geldiğinde tesis ettiği ensar ve muhacir kardeşliği doğulu, batılı, şair, yazar, akademisyen ile bilim adamları tarafından hazırlanacak eserlerle halka anlatılmalıdır. Konferans ve paneller düzenlenerek halkın bu konulara ilgisi çekilmeli ve ensar-muhacir kardeşliği çeşitli etkinliklerle halka anlatılmalıdır.</p>
<p><span style="color: #339966;">Asırlar öncesinden Hz . Peygamber’in Ve da Hutbesi’nde kaldırdığını ifade ettiği kan davaları hâlâ ülkemizin çeşitli bölgelerinde devam<br />
etmekte ve nice ocakları söndürmektedir. Bu müessif olayların önlenmesi yolunda neler yapılabilir?</span></p>
<p>Kan davalarını önlemek için şunlar yapılmalıdır:<br />
1- Hutbe, vaaz, irşat hizmetleriyle dinimizi anlatmalıyız, ahiret inancının toplumda canlı kalmasını sağlamalıyız, bu konuda görsel, işitsel,<br />
yazılı materyalleri etkin olarak kullanmalıyız.<br />
2- Din görevlisi, mahalli yöneticiler, doktor, öğretmen aktif rol almalıdır.<br />
3- Kan davalarının çoğunun arazi, miras taksimi ve alışverişten neşet eden ihtila ardan meydana gelmesi nedeniyle, olay vuku bulması muhtemel davalarda zikrettiğimiz heyete, müdahale edip ihtilafları çözme imkânı verilmelidir.<br />
4- Cinayetlerin devamını önlemek amacıylakan davası sebebiyle işlenecek yeni bir cinayet için caydırıcı ağır cezai müeyyidelerde ‘tö-<br />
re cinayetlerindeki ceza müeyyidelerinde yapılan de ğişiklik gibi’ değişiklik yapılmalıdır.<br />
5- Bölgemizin konumuna binaen kan davasının oluşu ihtimaline karşı, maktul yakınlarının tatmin edilmesi açısından hukuki ve mahkeme<br />
süreçlerinin hızlandırılması sağlanmalıdır.</p>
<p><span style="color: #339966;">Büyük acılara ve derin üzüntülere yol açan, nice canlar alan terör, şiddet ve töre cinayetlerinin önlenmesine yönelik neler yapılmalıdır?</span></p>
<p>Terör ve şiddetin meydana gelmesinde önemli olarak üç neden söylenebilir:<br />
1- Mağduriyet duygusu 2- Aile içi sevgi ve şefkat eksikliği 3- Ahiret inancının zayıflaması.</p>
<p>1- Mağduriyet duygusu: Terör ve şiddetin en önemli nedeni, insanların kendini mağdur hisse tmesi ve b undan dolayı kendine göre hakkını aramaya çalışması ve bu yolda çaba göste rmesidir. Mağduriyet sebeplerin giderilmesi için de acil çaba gösterilmesi gerekmektedir. Yok, eğer mağduriyet söz konusu değilse , o zaman mağdur olduğunu iddia eden insanların mağdur olmadıklarına ikna edilmesi gerekmektedir. Bu yolda en etkili yöntem de, insanların eğitimi ve bilinçlendirilmesidir.</p>
<p>2- Aile içi sevgi ve şefkat eksikliği: Sevgi hem ailede hem de toplumda ne yazık ki bütünüyle yok olmaya yüz tutmuş bir haldedir. Başta<br />
aile içerisinde sevgi görmemiş, sevgiyi tatmamış birinden; insanlara, beraber yaşadığı toplumun diğer fertlerine sevgi ile yaklaşması<br />
beklenemez. Aile içinde eğitim almamış, aile sorumluluğunu tatmamış bir insanın şiddete eğilimli olması mukadderdir. Çare olarak, baş-<br />
ta din görevlileri olmak üzere, öğretmen ve vaizlerin iyi bir eğitimden geçirilmesi gerekmekte dir. İyi eğitim görmüş din görevlisi ve öğretmenin çabaları ile insanlara hem dinî hem deilmî olarak sevgi ile yaşamanın gereği anlatılmalıdır. Özellikle ilçelerde kaymakamlık tarafından bir organizasyon tertip edilerek, imamhatip, öğretmen, muhtar ve vatandaşlardan birer temsilci ile toplantılar yapılmalı, toplumun bu konuda bilinçlendirmesi sağlanmalıdır. Bu toplantılarda özellikle din görevlisi ve öğretmen arasındaki fikir alışverişi çok önemsenmelidir. Ailede sevgiyi tatmamış çocuklarımıza; hem okulda hem de camide sevgi ve saygı anlayışı bolca işlenmelidir. Din görevlilerinin hutbe ve vaazlarında bu konuyu sürekli işleyerek, Peygamberimiz (s.a. s.) ashap, büyük âlimler ve geçmi ş hayatta yaşanmış olaylardan örnekler vererek, bu konunun daima taze kalması sağlamalıdır. Peygamber Efendimiz ( s.a.s.)’in çocuklara olan<br />
şefkati, merhameti ve ailesine karşı olan ilgisi topluma en güzel örneklerle anlatılmalıdır.</p>
<p>3- Ahiret inancının zayı aması: Günümüz insanının ahirete olan inanç zayıflığı her platformda kendini göste rmektedir. Ahirete inanç<br />
zayıfladığında, yaptıklarının hesabını verme korkusu olmadığında, insan kendini sınırsız bir şekilde özgür hisseder ve her şeyi yapmak is-<br />
ter. İnsanın özgür fakat hesap verici olduğunu tekrar hatırlatmak, bu konuda çaba göstermek gerekmektedir. Diyanet İşleri Başkanlığımızın bu konuda yapacağı çalışmalara, toplumun ihtiyacı muhakkaktır. Diyanet’in imam-hatipler için özel, toplum için genel olarak ahiret hayatını anlatan eserler hazırlaması gerekmektedir. Töre cinayetlerine sebebiyet verecek olayları iki yönlü olarak incelemek mümkündür:<br />
1- Olayın meydana gelmesinden önce; bu açıdan aile reisinin olayın gerçekleşmesini önleme açısından daha ılımlı, şefkatli ve dengeli<br />
yaklaşması için bilinçlendirme çalışmaları yapılmalıdır. Aile reisinin taassup içinde davranmasının bu tür olaylara sebebiyet verebileceği<br />
kendisine anlatılmalıdır.<br />
2- Olay meydana geldikten sonra; bu aşamada aile reisi ve aile bireylerine devlet tarafından psikolog desteği sağlanması gerektiği gibi, din<br />
görevlisi ve hatırlı kişilerden oluşacak bir heyetten de destek alması sağlanmalıdır.</p>
<p><span style="color: #339966;">Günümüzde aile yuvalarının dağıldığı (boşanmaların hızla arttığı) görülmektedir. Size göre çare nedir? Bu konuda dinî açıdan neler yapılabilir?</span></p>
<p>Peygamber Efe ndimiz (s.a.s.)’in aile hayatı ve düzeni, eşlerine karşı davranışları, sahabenin aile hayatı ve ecdadımızın aile hayatlarının saadeti, kitaplara sığdırılamayacak kadar kazanımla çok ve canlı olarak karşımızda durmaktadır. Günümüzde aile hayatında madde ve dünya ön plana çıkmıştır. İnsanların aile bilinci dünyevi rahat üzerine bina edilmek istenmekte dir. Bunun dışındaki tercihlerin daha sonra hayal kırıklığından ibaret olduğu, bu kıstas üzere kurulmayan ailelerin temelinin sağlam olmadığı muhakkaktır.<br />
Kadınlarımızı aile müessesesi hakkında bilinçlendirme çalışmaları yapılmalıdır. Erkekler için özellikle cuma hutbelerinde ve mübarek gün ve gecelerin vaazlarında aile sorumluğunun İslam’a göre nasıl olması gerektiği tatlı bir dille anlatılmalıdır. Toplumumuzun zihninde Peygamber Efendimiz ( s.a.s.)’in evlilik kıstasını ifade eden hadis-i şerifinin tekrar tazelenmesi sağlanmalıdır. Bununla birlikte kadın ve erkekler için ayrı ayrı hazırlanacak İslam dinine göre kadının aile sorumluluğu ve erkeğin aile sorumluluğunu anlatan kitap, broşür vs. kaynaklar aile bireylerine ulaşarak dağıtımı sağlanmalıdır.</p>
<p><span style="color: #339966;">Çocuklarımızın, özellikle de kızlarımız; eğitim ve öğretimi, bilgili, becerikli, güzel ahlaklı ve insanlığa faydalı birer fert olarak yetiştirilmesi ve topluma kazandırılması için tavsiyeleriniz nelerdir?</span></p>
<p>İslam dini çocuklarımızın eğitimini önemsemiştir. İslam dini ilk dönemlerinde itibaren ilim adamlarını yetiştirmiş, onlara daima en üstün değeri tanımıştır. Peygamber Efendimiz (s.a.s.) “İlim rütbesi en yüksek rütbedir’’ hadis-i şerifi ile ilme değer vermiş tir. İslam tarihinde özellikle Peygamber Efendimiz (s.a.s.)’in aile hayatını bizlere aktaran Hz. Aişe bir büyük örnek olarak karşımızda durmaktadır. Sahabe-i kiram ve tabiinin çoğunun Hz. Aişe annemizden hadis alabilmek için kapısında beklemeleri bizlere en büyük misaldir. Özellikle bölgemizin özel konumu karşısında çocuklarımızın eğitiminde dinî hassasiyetleringöz önünde bulundurulması gerekmektedir.</p>
<p><span style="color: #339966;">Hepimiz, huzur ve mutluluk dolu bir dünya istiyoruz. Bu özlemimizin gerçekleşmesi, için düşünceleriniz nedir?</span><br />
Kur’an-ı Kerim’in ve Peygamber Efendimiz (s.a.s.)’in bu konudaki binlerce reçetesini ve ecdadımızın sıkı sıkıya bağlı oldukları değerleri tekrar gözden geçirip, zayıflamış olan değerlerimizi tamir ederek, unutulmuş olanlarını tekrar hatırlayarak ve zamanla aşınmış olan yolları sağlamlaştırarak her türlü şiddeti önleyebilir ve mutlu bir geleceği birlikte inşaedebiliriz.<br />
Din adamlarımız tarih boyunca hep bu mesajları insanlara hatırlatmışlardır.<br />
Bölgemizin geçmiş tarihlerde yetiştirmiş olduğu ilim adamlarımızın bölge sorunları için sundukları tahlil ve çarelerin itibara alınması, iyi analiz edilmesi neticesinde bu sorunların çözümünde etkin rol alacakları kanaatindeyiz. Müslüman olarak vazifemiz bu vatana, millete  ve Müslümanlara birlik-beraberlik içinde olmaları, onların bela, musibet, felaket ve tehlikelere karşı Allah (c.c.) tarafından korunmaları için daima dua etmektir.</p>
<p>Yüce Rabbimiz, bu vatanı ve evlatlarını koru-<br />
sun ve onları doğru yola eriştirsin (amin).</p>
<p>Diyanet işleri başkanlığı &gt; Diyanet dergisi &gt; Şubat 2010</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tillom.com/tillo-evliyalari/burhaneddin-mucahidi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>20</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İbrahim Hakkı H.z&#8217;leri Kimdir</title>
		<link>http://tillom.com/tillo-evliyalari/ibrahim-hakki-hzleri-kimdir.html</link>
		<comments>http://tillom.com/tillo-evliyalari/ibrahim-hakki-hzleri-kimdir.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 25 Mar 2010 11:32:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Labilo</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tillo Evliyaları]]></category>
		<category><![CDATA[İbrahim Hakkı H.z]]></category>
		<category><![CDATA[ibrahim hakkı kimdir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tillom.com/?p=168</guid>
		<description><![CDATA[1701 tarihinde Erzurum’da doğdu.Mutasavvıf. Dokuz yaşındayken babasıyla Siirt&#8217;e gitti ve Tillo Köyü&#8217;ndeki Kadiri Seyhi Ismail Fakirullah&#8216;a bağlandi.1735&#8242;te Erzurum&#8217;a döndü. Üç defa hacca giden, Arabistan ve Mısır’ı dolaşan İbrahim Hakkı,1752&#8242;de İstanbul&#8217;da Sultan I.Mahmud Han’ın özel izniyle saray kitaplığıdan yararlandı. Şiirlerini İlahiname adı altında toplayan İbrahim Hakkı, ünlü eseri Marifetname&#8217;de çağının jeolojiden astronomiye, fizyolojiden psikolojiye kadar pek [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>1701 tarihinde Erzurum’da doğdu.Mutasavvıf. Dokuz yaşındayken babasıyla Siirt&#8217;e gitti ve Tillo Köyü&#8217;ndeki Kadiri Seyhi <a href="http://tillom.com/2009/04/06/ismail-fakirullah-hz/">Ismail Fakirullah</a>&#8216;a bağlandi.1735&#8242;te Erzurum&#8217;a döndü.<span id="more-168"></span> Üç defa hacca giden, Arabistan ve Mısır’ı dolaşan İbrahim Hakkı,1752&#8242;de İstanbul&#8217;da Sultan I.Mahmud Han’ın özel izniyle saray kitaplığıdan yararlandı. Şiirlerini İlahiname adı altında toplayan <a href="http://tillom.com/2009/04/17/ibrahim-hakki-hz/">İbrahim Hakkı</a>, ünlü eseri Marifetname&#8217;de çağının jeolojiden astronomiye, fizyolojiden psikolojiye kadar pek cok alandaki bilgilerini bir araya getirmeye çalıştı 1780 tarihinde vefat etti.</p>
<p>Osman Efendi adlı bir şeyhin oğludur. Babası saygın bir mutasavvıf idi ve<a href="http://tillom.com/2009/04/17/ibrahim-hakki-hz/"> İbrahim Hakkı</a>&#8216;yı iyi bir eğitimle yetiştirdi.İbrahim Hakkı olgun bir düşünürdü. Yetmişten fazla eser yazdı. Eserleri arasında en meşhuru olan Marifetname adlı eseri, yaşadığı dönemin bütün bilgilerini kapsayan ansiklopedik özellikte bir eserdir.</p>
<p>Erzurumlu İbrahim Hakkı Marifetname adlı eseriyle insanlara önce çevrelerindeki eşyayı, daha sonra kendilerini ve en sonunda da Tanrıyı bildirmeyi amaçlıyordu. Kitabın içindeki Kıyafetname adlı bölüm ise bir çeşit görgü bilimidir.Erzurumlu İbrahim Hakkı, dar çevresi içinde tasavvufu öğrenmişti. O, derin düşüncesiyle cisimlerin birleşmesini, hayatın doğuşunu, cinslerin gelişmesini yepyeni bir görüşle ortaya atmıştı.</p>
<p>Ona göre Allah önce &#8220;Kendi nurundan bir cevher var edip, andan cemi kainatı tedric ve tertib ile halk etmiştir; buna Cevher-i Evvel denir.&#8221;</p>
<p>Erzurumlu İbrahim Hakkı&#8217;ya göre, bütün varlık küre şeklindedir: &#8220;Alemin her ne tarafına nazar olunsa şekli muhaddep görünür.&#8221; &#8220;Arzda ve semada müşahede olunan bütün şekiller yuvarlaktır&#8221;. Einstein bu görüşü ondan çok daha sonra matematiksel yollardan göstermiştir.İnsanların nazarında çok önemli bir yer işgal eden Marifetname adlı eseri defalarca basılmıştır.</p>
<p>HAKKINDA YAZILANLAR</p>
<p>Erzurum Milletvekili Doç. Dr. Ömer Özyılmaz’ın girişimleri sonucu İbrahim Hakkı Pulu bastırıldığı bildirildi. Erzurum Milletvekili Doç. Dr. Ömer Özyılmaz’ın girişimleri sonucu PTT Genel Müdürlüğü’nün İbrahim Hakkı Hazretleri Pulu çıkarttığı belirtildi.</p>
<p>PTT’nin İbrahim Hakkı Hazretleri’nin doğumunun 300. yılı sebebiyle çıkardığı pul ile ilgili olarak yazılı bir açıklama yapan Doç. Dr. Özyılmaz, “Master ve doktora çalışmalarımda kendisinden büyük feyiz aldım. Bu tezlerimde evrensel bilgilerinden büyük ölçüde yararlandım. İbrahim Hakkı Hazretleri adına böyle bir anma pulunun bastırılmış olmasından büyük memnuniyet duydum.” ifadelerini kullandı. Doç. Dr. Ömer Özyılmaz, siyasete girmeden önce devam ettiği akademik hayatında İbrahim Hakkı Hazretleri’inin eğitim anlayışı üzerine bilimsel tezler hazırlamıştı. İbrahim Hakkı Hazretleri, geçtiğimiz kasım ayı içinde doğumunun 300. yılında ilk kez devlet töreni ile anılmıştı.</p>
<p>40’a yakın eser bıraktı</p>
<p>“Mevla görelim neyler, Neylerse güzel eyler.” sözünün sahibi, mütefekkir ve mutasavvıf vasıflarıyla tarihe geçen Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri, 18 Mayıs 1703’te Erzurum/Hasankale’de doğdu. Çocukluğunda İsmail Fakirullah Hazretleri ile tanıştı. Erzurum Müftüsü Muhammed Hazık’tan Arapça, Farsça dersleri aldı. 1728’de Tillo’ya giderek Şeyh Fakirullah Hazretleri’ne bağlandı. 7 yıl sonra şeyhinin vefatı üzerine Erzurum’a döndü ve Yukarı Habib Efendi Camii’nde imam–hatip olarak görev aldı. Kabiliyeti ve bilgisiyle ilim çevrelerinin dikkatini çekince Sultan I. Mahmut tarafından saraya davet edildi ve saray kütüphanesi istifadesine sunuldu. 1775’te Hasankale’de inzivaya çekilerek kendini tamamen kitap hazırlamaya adadı. Marifetname’yi o dönemde yazdı. Eserde, astronomiden matematiğe, astrolojiden tıbba kadar birçok konudaki soruların cevabı yer alıyor. 22 Haziran 1780’de Tillo’da vefat etti ve şeyhi Fakirullah için yaptırdığı türbeye defnedildi. 40’a yakın eseri arasında en çok bilinenler şunlar:<a href="http://tillom.com/2009/04/17/ibrahim-hakki-hz/"> İbrahim Hakkı</a> Divanı, İrfaniye, İhsaniye, Mecmuatü’l Meani ve Marifetname.</p>
<address>alıntıdır: www.erzurumfenlisesi.k12.tr<br />
</address>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tillom.com/tillo-evliyalari/ibrahim-hakki-hzleri-kimdir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

